(kendimi) garip hissediyorum
Benim sorum bir çeviri değil, Türkçede bir kullanımla ilgili.
Örnek:
Hayatım hakkında yazmak bana biraz garip hissetiriyor.
Veya:
Biraz garip hissediyorum.
Bildiğim kadarıyla, bu kullanımın doğrusu hep " Kendimi biraz garip hissediyorum" şeklindeydi.
Şimdi, mesela film altyazılarında, hep yukarıdaki kullanımı görür oldum ve yanlış olduğu ve kolayına kaçılmış olduğu hissinden kurtulamadım.
Bu doğru mudur? Veya son yıllarda - kabul gören - böyle bir dönüşüme mi uğradı?
Antworten (5)
Arkadaşlar, maalesef Türkçe hala bir kurum olmayı ve dolayısıyla standartlaşmayı başaramadı. Bu yüzden kabak hep biz çevirmenlerin başına patlıyor :-) Önümüze saçma sapan bir boşanma kararı koyuyorlar ve bunu Almanca'ya ya da başka dillere çevirmemizi istiyorlar. Allah'tan çevirileri kabul eden makamlar asıl metnin nasıl yazılmış olduğunu anlamıyorlar, yoksa rezil olurduk. Hukuk çevirileri yapmış arkadaşlar ne demek istediğimi çok iyi anlıyorlardır. Türkçe bilen bir Alman hakim neresiyle gülerdi bu metinlere siz düşünün artık :-) Bence Türk Devletinin öncelikle bütün hukukçalara ve katiplere Türkçe kursunu zorunlu kılması gerekiyor. Daha hukukçular Türkçe bilmezken, devletin sağlam bir altyapıya sahip olması beklenebilir mi? Umarım şu satırlarımı bir iki hukukçu okur da, hem kendilerinin hem de meslektaşlarının kullandığı dili biraz gözden geçirir. Kimse alınmasın, ama bazen çok yoruluyorum saçma sapan, cümle demeye bin şahit istenecek şeylerden anlamlı cümleler oluşturmaktan yaaaa...
Selamlar
Ekrem
Bir arkadaşım vekaletname yaptırmış ve istediği şekilde olup olmadığından emin olmak için bir kopyasını da bana yollamıştı - sanki ben çok iyi anlıyormuşum gibi;-)
İki sayfalık metnin küçük bir bölümü:
Bilumum muris ve murisi evvellerimin vukuu vefatları ile bana da irsen ve teselsülen intikal etmiş veya edecek olan Türkiye Cumhuriyeti hudutları dahilinde kain bilumum gayrimenkullerdeki her türlü hak ve hisselerimin tamamını, alınmış veya alınacak olan veraset ilamlarına istinaden adıma intikal ve tescillerini yaptırmaya, iştirak halindeki mülkiyeti müşterek mülkiyete kalp ve tahvil ettirmeye, hissedarlık esaslarını kabule, bu hususlarda dahi mahalli tapu sicil muhafızlığı veya memuru mahsusu huzurunda namıma intikal ve tescil takriri verip imzaya beni son dereceye kadar temsile, işbu gayrimenkullerdeki hisseleri taksim ve ifraza, tevhide, parselesyona ve izaleyi şuyua, bu suretle dahi adıma müşterek veyahut müstakil olarak tapularını istihsale, her türlü evrak defter ve sicilatı tanzim ve imzaya, takrirleri namıma vermeye ve almaya,...
Bu cümle böyle devam edip gidiyor...
Büyük oranda anlıyorum, ama bu metni Almancaya çevirmek zorunda kalsam, eskice bir Türkçe sözlüğe Almanca sözlükten daha çok ihtiyacım olurdu.
Bu metinleri yazanlara imrenmemek elde değil. Kendi kendime soruyorum, acaba bu kişilerin günlük hayattaki Türkçeleri de böyle zengin mi. Büyük ihtimalle bunlar matbu metinlerdir ve katipler bunları yerine göre kullanıyorlardır. Yani bir standart var, ama çok eski.
Selamlar
Merhaba Maitreya,
alıntıladığın cümlerler çok düzgün; özneler, nesneler ve yüklemlerin yerleri belli. Bunlar gerçekten de neredeyse her vekaletnamede kullanılan standart ifadeler. Kelimelerin eski olması büyük bir sorun oluşturmaz; bunları bir defa çevirdikten sonra, ikinci bir vekaletname çevirisinde nasılsa karşımıza aynı biçimleriyle çıkacaklarından (yani standart olduklarından), zorluk çekmeyiz. Benim kastettiğim metinler özellikleTürk mahkemelerinin verdiği ve katiplerin yazmış olduğu kararlar. Adamların (veya kadınların) büyük bir çoğunluğu cümle kurmayı bilmiyor! Özneyle yüklem uyuşmuyor, çekimler yanlış, haller yanlış vs. Ayrı ayrı cümlelerden oluşan uzun bir cümle kurmaya çalışıyorlar, sonra da bu cümlelerden birinin yüklemini unutuyorlar. Almanyada mahkemeler kendi dillerini, ifadelerini büyük oranda standartlaştırmış. Kullandıkları ifadelerin sıralaması bile aynı. Öyle ki, aynı mahkemenin ikinci bir kararını insan gözü kapalı çevirebiliyor, çoğu zaman isimleri değiştirmekten başka bir iş kalmıyor çevirmene. Ama Türk mahkeme kararlarını her hakim kendi kafasına göre, her defasında farklı bir üslupla ve farklı hatalarla yazıyor! Bazen sonuç bölümü giriş bölümünde belirtiliyor. Yahu zaten karar bölümünde belirtilecek olan şeyi ne diye gerekçeler bölümünde belirtiyorsun!? Adamlar sanki her kararı "kendilerini gerçekleştirmek" için bir fırsat gibi görüyor, yazarlığa soyunuyor, okulda deneme yazıyorlar. Özetle şunu demek istiyorum: Resmi kurumların metinleri standartlaşmalı, bireysel ifadelere ve kullanımlara izin verilmemelidir, çünkü bireysel dil kullanımı ilgili kurumun ciddiyetini zedeler. Devletin, zaman kaybetmeden resmi kurumlarına standart bir yazılı dili zorunlu kılması gerekiyor. Bu standartlara uymak istemeyen de gitsin, kendisine başka bir iş arasın :-)
Selamlar
Maitreya, senin çevirmen olmadığına ya da buna benzer bir meslekle uğraşmadığına inanmak çok zor geliyor :-)
Beni çok iyi anladığın ortada. Yazdıklarının tümüne harfiyen katılıyorum. Dikkatimi çektiğin en önemli nokta ise, getirilecek standart dil sayesinde, memurların kendilerini devlet yerine koymasının önüne geçilmesinin kolaylaşacağı. Seni tebrik ederim, bu gerçekten de çok ilginç ve yerinde bir saptama. Politikacıların halkın çıkarları doğrultusunda çalıştığına zerre kadar inansaydım, bu konuda yetkili bakanlığa bir şeyler yazardım, ama dünyanın hemen hemen her yerinde olduğu gibi, orada da asalakça yaşamanın tadını çıkarma derdindedirler. Gerçi bu durum Almanyada da pek farklı değil, ama en azından zamanında resmi kurumlarındaki dili standartlaştırmış adamlar. Her türlü dilekçe, kayıt ya da onay belgesi için doğrudan devlet tarafından (uzmanların yönetiminde) formlar oluşturmuşlar ve bu sayede memurun bireysel dil kullanımının önüne geçmişler. Gerçi ben Türkiyede çalışan memurlara biraz haksızlık ediyorum, eğer bir standart yoksa, adamlar nereden bilsin neyi nasıl yazacaklarını. Bütün bunlar, gerekli adımları (bilinçli ya da bilinçsiz) atmayan devletin suçu.
İyi akşamlar!
Nicht weil dieses Thema so wichtig ist, sondern weil ich dieses Thema mal angefangen habe und nicht möchte, dass es so ein bisschen unverständlich da steht, möchte ich versuchen, die Frage etwas zusammenzufassen, damit keiner mehr weiter oben zu lesen und zu suchen braucht.
............
Benim zamir kullanımlarıyla genel bir sorunum yok.
Buradaki soruyu sormama sebep olan şey ise benim için maalesef hâlâ açıklığa kavuşmadı.
Mesela, uzun zamandır görüşmemiş iki arkadaş sahilde yürüyüş yapıyorlar ve yaşamları üzerine sohbet ediyorlar.
Uzun bir suskunluktan sonra, adı Ahmet olanı, az önce anlattıklarının bir devamı olarak sessizliği şu cümle ile bozuyor:
- "Aldatılmış hissediyorum".
[Bu örnek cümle çoğaltılabilir: "Kaybolmuş hissediyorum", "Yorgun hissediyorum", "Bitkin hissediyorum" vs.]
Böyle bir kullanımı film altyazılarında sıkça görür oldum ve bu benim kulağımı tırmaladı, düşük bir cümle olarak gördüm. Türkçenin bundan henüz yirmi yıl öncesine kadar bildiğim, bildiğimi düşündüğüm mantığına ters geldi. Benim bildiğim, ifade bütünlüğü ve gramer açısından doğrusunun "Kendimi aldatılmış hissediyorum" olması, diğer örnekte de doğrusunun "Kendimi yorgun hissediyorum" ya da sadece "Yorgunum" veya "Çok yorgunum" olması gerektiği (idi).
Tek başına "Aldatılmış hissediyorum" veya "Yorgun hissediyorum" diye duyduğunuzda kulağınıza bir eksiklik gelmiyor mu?
[Buna karşılık, "Aldatıl dığımı hissediyorum" veya "Yorgun luğumu /Yorul duğumu hissediyorum" cümlelerinde böyle bir eksiklik yok].
Fakat film altyazılarında bu artık o kadar yaygın ki, bu yüzden sormak istedim acaba bu kullanım geniş kesimlerce kabul görür mü oldu. Bu kullanımın sizlerin kulağına nasıl geldiğini öğrenmek istedim.
Yanılıyor olabileceğime de biraz pay bırakıyorum ve sorumda samimiyim.
Gazetelerden doğru örnekler:
1) Verheugen, "Kendimi Kıbrıs hükümeti tarafından aldatılmış hissediyorum" dedi.
2) AB Komisyonu'nun dış ilişkiler sorumlu üyesi Patten de, kendisini "aldatılmış" ve "yarı yolda bırakılmış" hissettiğini söyledi.
3) Başbakan Erdoğan'a açık mektup yazan Serdar Turgut, kendisini neden aldatılmış ve yalnız hissediyor?
Bu doğru örneklerden "kendimi; kendisini" sözcüklerini kaldırırsak cümleler yanlış olmaz mı?
Not: Belki de film altyazılarında yerin kısıtlılığı bahanesiyle böyle yapmışlardır ve diğer çevirmenler de doğrudur deyip devam etmişlerdir.
Başka bir gazetede aynı haber:
1b) Günter Verheugen, Kıbrıs konusundaki son gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamada, ''Rumlar tarafından aldatılmış hissettiğini' söyledi.
Im Forum mitdiskutieren → Antworten, Danke-Klicks und eigene Beiträge gibt es in der DasSözlük-App.