Sevdiginiz bir kitaptan...
Arkadaşlar,
Siz de kitap okumayı sever misiniz? Severseniz, sevdiğiniz bazı kitaplardan biraz bahseder misiniz? Sadece Türkçe kitapları değil, ne dilde olursa olsun yazılan kitapları kastediyorum.
Ben az önce Orhan Pamuk’un “İstanbul” kitabını okudum ve yazarın kendinden çok açık bir şekilde anlatmasından çok etkilendim. Ayrıca şehir ve Türkiye hakkında bilmediğim birçok şey öğrendiğimi düşünüyorum.
Kitaptan bir alıntı:
“Ama şimdi İstanbul’un melankolisinden değil, bu duyguya benzeyen ve gururla içselleştirilen ve bir cemaat olarak hep birlikte paylaşılan hüzünden söz etmeye çalışıyorum. Bu, duygunun kendisi ile onu şehre duyuran ortamın birbirine karıştığı yerleri ve anları görebilmek demek. Erken gelen akşamüstlerinden, arka mahallelerin sokak lambaları altında ellerinde bir torba evlerine dönen babalardan söz ediyorum. İkide bir çıkan bir iktisadi buhrandan sonra dükkânında soğuktan tir tir titreyerek bütün gün bir müşteri bekleyen yaşlı kitapçılardan, buhrandan sonra milletin daha az tıraş olduğundan şikâyet eden berberlerden, boş iskelelere bağlanmış eski Boğaz vapurlarını, elinde kova, yıkarken bir gözüyle de uzaktaki küçük siyah-beyaz televizyonu seyreden ve az sonra gemide uykuya dalacak gemicilerden, parke kaplı dar yollarda, arabalar arasında futbol oynayan çocuklardan, ücra otobüs duraklarında aralarında hiç konuşmadan hiç gelmeyen bir otobüsü bekleyen başörtülü, eli plastik torbalı kadınlardan, eski yalıların boş kayıkhanelerinden, ağzına kadar işsizlerle dolu çayhanelerden, yaz akşamları şehrin en büyük meydanında sarhoş bir turist bulurum diye kaldırımları aşağı yukarı arşınlayan sabırlı pezevenklerden, kış akşamları alelacele vapura yetişen kalabalıklardan, akşamları eve bir türlü dönmeyen kocalarını beklerken perdeleri aralayıp sokağa bir bakış atan kadınlardan, cami avlularında küçük dini risaleler, tespihler, hacı yağları satan takkeli ihtiyarlardan, onbinlerce apartman binasının hepsi birbirine benzeyen girişlerinden, saray yavrusu bir konakken her tahtası her adımda gacur gucur inleyen bir belediye binasına dönüşmüş ahşap yapılardan, boş parkların kırık tahterevallilerinden, siste vapur düdüklerinden, ta Bizans’tan kalma yıkıntı halindeki şehir surlarından [...] söz ediyorum.” (S. 95-96)
Tömer’de bir Türkçe kursu yapmış olan bir arkadaşım, öğretmeninin, Pamuk’un Türkçesinin kötü olduğunu söylediğini anlattı. Sizce doğru mu? Ben Pamuk’un upuzun cümlelerinden hoşlanıyorum doğrusu...
Antworten (34)
Bugün Orhan Pamuk'un en son kitabı olan Manzaradan Parçalar adlı kitabını/eserini bitirdim. Tespitlerim:
1) Kullandığı dil, gayet iyi. Tömer öğretmeni bence saçmalamış.
2) Kitabın birçok yerinde hayatına giren insanlardan bahsediyor ve ismen de bunları anıyor. Bir Almanya seyahitini ve çevirisinin ödül almış bir kitabından bahsederken ödül almış ve birlikte Almanya'ya gittiği çevirmeninin ismini dahi anmıyor. Bunu yadırgadım. Ünlü birisi zamanında şunu söylemişti: "Her konuşmacı, çevirmeni kadar başarılıdır!"
3) Sürekli "romancı" olduğunu (yani sanat icra ettiğini, çok özel olduğunu) vurguluyor. Bu da beni bir nebze rahatsız etti ve mütevazi olmadığını dşünmeme neden oldu.
Şimdilik bu kadar efendim...
Merhaba Ultima Ratio,
Cevabın için teşekkürler.
Orhan Pamuk’un, birlikte Almanya’ya gittiği, başarılı o çevirmenin ismini anmaması gerçekten hoş değil. Kitaplarının yurtdışındaki başarısı tercümeye bağlı, yani sadece konuşmacılar değil, yazarlar da sadece çevirmenleri kadar başarılı olabilir, diye düşünüyorum.
İyi akşamlar
Merhaba Eva,
Şu anda fırsat bulduğum zamanlarda Ergun Poyraz'ın "Takunyalı Führer" kitabını okuyorum.
Orhan Pamuk iyi bir yazar olabilir (ki bence değil), ama iyi bir insan olabilmesi için daha kırk fırın ekmek yemesi gerekir.
Merhaba sözcük gezgini,
Fikirlerini paylaştığın için teşekkür ederim.
Şu ana kadar Orhan Pamuk’un sadece iki kitabı okudum. “İstanbul” kitabının dışında üç sene önce “Kara Kitap”’ın Almanca çevirisini okudum, yani o zamanlarda orijinalini okuyabilmek için Türkçem yeterli değildi. “Kar” kitabını da okumayı düşünüyorum. Ama yazarın nasıl bir insan olduğuna dair hiç bir fikrim yok.
“Takunyalı Führer” kitabını bilmiyorum. İnternette kapağını ve bir eleştiri buldum. Kitap hakkında görüş ve düşünce yürütemiyorum, ama Alman olarak her kimse kimin Hitler’e benzetilmesini doğru bulamıyorum. Belki bu konuda biraz hassasım...
İyi pazarlar dilerim
Tömer’de bir Türkçe kursu yapmış olan bir arkadaşım, öğretmeninin, Pamuk’un Türkçesinin kötü olduğunu söylediğini
anlattı. Sizce doğru mu? Ben Pamuk’un upuzun cümlelerinden hoşlanıyorum doğrusu...
Der Lehrer/Die Lehrerin hat Recht. Pamuk ist nur ein schlechter Türkischübersetzer, der von westlichen Sprachen ins Türkisch übersetzt. Ihre Wört über seine lange Sätze auch unterstüzt dies. Türkisch ist, im Unterschied zur westlichen Sprache, nicht geeignet für lange Sätze. Würden Sie mir glauben, wenn ich sage, dass Ihr Türkisch besser als sein Türkisch ist? Wenn nicht, dann Sie möchten die folgenden Zitaten aus "Kara Kitap" lesen wollen:
"...yıllardır buyruklarına uyduğum O'nunla ilk defa eşit olmuştuk." (Seite108)
"...bir zamanlar olduğu Galip adlı çoçuk." (Seite 385)
" Benim adreslerden hiçbiri var mı sizde?" (Seite 350 )
"...parke yollarda titreyen otobüslerle Bebek'e ya da Trabya'ya sandal gezintisine çıkarlardı." (Seite10 )
"...düdük almadan önce bütün bir kutuyu tek tek öttüren emekli albaylar görmüştü." (Seite 45)
" ince belli çay fincanı ", "pencerenin kulpu " und so weiter....
Merhaba Gezegen,
Benim gibi ilerlemiş Türkçe öğrenenlerin Türkçesi Pamuk’undan iyi olduğunu arkadaşımın öğretmeni de söylemiş, ama bunun sadece polemik olduğunu düşünüyorum.
Fakat Türkçenin neden upuzun cümle kurmak için uygun olmasın? Anlamadım. Bence hem Türkçe hem de Almancada uzun cümle kurulabilir, ancak kurma şekli çok farklı. Tabii ki uzun cümle kurmak kolay değil, çok iyi yazmak bilinmeli.
Uzun cümle kuran bir Avusturyalı yazar da var, Thomas Bernhard. Eşim kitaplarını çok severken, ben okuyamıyorum, çünkü bana çok sıkıcı geliyor. İnsanların tercihleri farklı, bu da iyi.
Selamlar
Hallo Eva,
Weil Nebensätze im Türkisch im Hauptsatz vorkommen, d.h., zwischen Subjekt und Prädikat, die eine volle Bedeutung herstellen. Je mehr Nebensätze im Hauptsatz vorkommen, desto später (daher schwerer) man dieser vollen Bedeutung erreicht. Dies scheint mir genauso wie, was Deutsch zwischen Hilfsverb und Partizip darstellt:
(Ein Beispiel aus meinem deutschen Buch)
"Wortarten im syntaktischen Sinne werden also gefunden durch den Stellenwert im Satz, durch die Substituierbarkeit in einem gegeneben Satzrahmen, durch das Vorkommen in einer bestimmten Umgebung, durch die syntaktische Funktion oder Position im Satz. "
während man normalerweise das Partizip "gefunden" am Ende des Satzes zu finden erwartet. Deutsch scheint, eigene (vielleicht stilistische) Lösung schon gefunden zu haben, aber Türkisch leider nicht. Aus diesem Grund ist ein Satz im Türkisch, die aus mehreren Nebensätzen und einigen Hauptsätzen besteht, schwer zu folgen und zu verstehen (und auch -ŵie du schon gesagt hast- zu bilden).
Grüsse,
Gezegen
P.S. Jene/r Lehrer/in bei Tömer bin ich nicht!
Hmmmm, der deutsche Satz, den du da zitiert hast, ist eigentlich falsch. Das Partizip müsste wirklich ans Satzende, das ist ja die berühmte "Satzklammer" im Deutschen. Aber es stimmt schon, man liest und hört solche Sätze zunehmend häufiger, weil sie besser verständlich sind, trotzdem ist es meiner Meinung nach kein gutes Deutsch.
Merhaba McB,
Bu makaleyi 2007 yılında okumuştum, ama Demiralp’ın hükmü pek işbilir değil, en azından bana öyle geliyor. Tabii Nobel Ödülünü verenler, Pamuk’un kitaplarının sadece bir çevirisi okumuşlar, bu konuda Demiralp haklı.
Aslinda, Pamuk’un Türkçesinin kötü olup olmadığından daha çok, insanların neden bu konuyla o kadar çok ilgilendiklerine merak ediyorum. Yani o makalenin konu, çevirmen Cornelius Bischoff’un 80’inci doğum günü. Ama başlık olarak söylediklerinin bir cümlesi, “Orhan Pamuk’un Türkçesi pek iyi değil.” cümlesini almışlar. Pamuk’un Türkçesi neden o kadar ilgi çeken bir konu?
Merhaba Eva,
Maalesef Pamuk artık eserleriyle değil, siyasi düşünce ve duruşuna göre değerlendirilmeye başlandı. Pamuk'u ve/veya eserlerini sevelim veya sevmeyelim Türkçesinin kötü olduğunu iddia etmek, bence çok uç noktada ve zorlama bir yaklaşımdır.
Als, zum Beispiel, 'Kara Kitap' erschien, hat ( hatte )Pamuk noch weder über das armenische( n ) Problem gesprochen noch den Nobelpreis gewonnen. Es gab damals ( auch ) aber Leute (Kritikeren wie sowie Leser), die seine Sprachsverwendung k K atastroph fanden. Es is daher keines neues Thema, dass er Türkisch nicht beherscht, und dies hat nichts, mit seiner politischen Meinung und/oder mit der Tatsache, dass er den Nobelpreis gewonnen hat, zu tun (zumindest bei manchen Leute wie ich).
Aber was noch wäre nat u ü rlicher als sich für Romanautor's Sprach zu interessieren?
Günaydın Ultima Ratio ve Gezegen,
Öncelikle, daha önce cevap yazamadığım için Ultima’dan özür dilerim. Görüşünü paylaştığın için teşekkür ederim, sana yüzde yüz katılıyorum.
Gezegen, Pamuk’un sadece bir kitabını okuduğum için hüküm veremiyorum. Yine de senin, Pamuk’un Türkçeye hakim olmadığını yazmanın çok abartılı olduğunu söyleyebilirim. Şu anda başka bir kitap okuyorum (Erdal Balcı, Harun). Yazarı önce tanımadım ve bir sene önce İstanbul’dayken kitabı sadece indirimli olduğu için satın aldım. Yine de kitabı okuduğuma çok memnunum, vakit buldukça biraz anlatarım. Ama Türkçe konusuna gelince, Balcı’nın Türkçesi düzgün, ama oldukça basit, yani Pamuk’un Türkçesi çok daha güzel. Pamuk’undan güzel bir dili kullananlar var herhalde, ama Türkçeye hakim olmadığını ileri sürmek doğru değil.
Doğrusunu söylemek gerekirse, bu konudan bıktım. “Kar” kitabını zaten satın aldım, onu daha okuyacağım. Ama Pamuk’un Türkçesi hakkında tartışmak bana saçma sapan geliyor.
Herkese iyi hafta sonları dilerim!
Eva
Merhaba Sevgili Eva,
Konudan bıkmışsın, ama ben de Orhan'ın pohpohlanmasından, arş-ı âlâya çıkarılmasından, hak etmediği yerlere getirilmesinden, efsaneleştirilmesinden, allanıp pullanarak, süslenip makyajlanarak ederinin binlerce katına kakalanmaya çalışılmasından bıktım.
Aşağıdaki linkte Nobel Edebiyat Ödülü sahiplerinin bir listesi var:
[Link entfernt]
Bunladan bazıları:
Knut Hamsun, Anatole France, Thomas Mann, Hermann Hesse, André Gide, William Faulkner, Bertrand Russell, Ernest Hemingway, Albert Camus, John Steinbeck, Jean-Paul Sartre (reddetti), Mihail Şolohov, Samuel Beckett, Pablo Neruda, Gabriel García Márquez vb.
Sizce Orhan'ın ismi bu ağır topların arasında pamuk gibi hafif kalmıyor mu?
Nazım Hikmet'e neden verilmedi bu ödül?
Reddedeceğini bildiklerinden mi acaba?
Göz var, ama izan yok demek ki...
Merhaba Sevgili Kardeşım,
Beni yanlış anlamışsın. Sadece Pamuk’un Türkçesinin kötü olup olmadığı, Türkçeye hakim olup olmadığı üzerinde tartışmaktan bıktım.
Sen ve Ultima da yazdığınız gibi, asıl konu bir başkası.
Uzun vadeli olarak Pamuk’un gerçekten “Dünya Edebiyatcıları” arasında yer alabileceğinden ben de şüphe ediyorum. Ayrıca geçen yıllarda Nobel ödüllendirmesine zaten siyaset girmiş gibime geliyor, bu da iyi bir gelişim değil.
Ben de Nobel Ödülü’nü Pamuk’tan çok, Nazım Hikmet’in hak ettiğini düşünüyorum.
Ama iyi bir şair ya da yazar olmanın, sadece iyi ya da kötü dilden değil, birçok şeyden ibarettir bence. Benim için dilden çok, yazılanın içeriği ya da bize verilen “mesaj” önemli. Ama bunu, Pamuk’un, "önemli" mesajlarından dolayı Nobel Ödülü’nü hak ettiğini ileri sürmek için değil, genel olarak yazıyorum.
Ich sezte voraus, nur sprachen wir hier. Entscguldige, ich trug dazu bei, dass du dich langweiltest.
Özür dilemene gerek yok ama...
Merhaba Arkadaşlar,
Forum kapalıyken bol bol boş vaktim oldu ve yukarıda sözünü ettiğim kitabı bitirebildim.
Erdal Balcı bence çok iyi bir yazar değil, kullandığı dil de oldukça basit. Harun kitabı da biraz basmakalıp olduğu için o kadar uzman bir kitap sayılmaz. Yine de onu okuduğuma pişman değilim. Tersine benim için ilginç oldu.
Kitap bir ailenin hayatını tarif ediyor. Anlatım Anadolunun doğusundaki bir köyden başlar, sonra ailenin bir kısmının Ankara’nın bir gecekondusuna göç etmesini anlatır ve sonunda Hollanda’da bitir. Hollanda’daki olayların tarifi benim için kitabın en ilginç kısmıydı, çünkü göçmenlerin dertlerini ve yaşadıkları çelişkileri anlatıyor. Bu da epeyce basmakalıp bir bölüm.
Gurbette doğmuş ya da küçük çocuk olarak Hollanda’ya gelmiş olan üç Türk arkadaşların biri aşırı dindar, belki de İslâmcı oluyor. Kız kardeşi zorla bir kuzeniyle everildikten sonra kaçıp polise sığınıyor. Bunun üzerine babası tüm ailesini uçağa bindirerek Türkiye’ye geri yolluyor. Arkadaşların ikincisi pezevenklik yaparak çok zengin oluyor. Üçüncüsüyse ailesinden ayrılıyor ve hayatını tek başına sürdürüyor.
Bir alıntı:
“Benim tek isteyebileceğim yakın çevreme bu kadar yabancı olmamak. Hata onlarda mı yoksa bende mi bilmiyorum. Yakınlarımın beni sevmesi, benim de onların sevmem güzel olurdu. Halbuki şimdi varlıklarıyla benim nefes almamı zorlaştırıyorlar. Hiçbir alternatifim yok. Başka bir hayat çizemem kendime. Çünkü diğer taraftaki insanlar tarafından da sevilmeyeceğimi biliyorum. [...] İki arkadaşım var, ikisi de Türk. Halbuki ortak yönlerimiz çok az. Bir tane bile Hollandalı arkadaşım yok. Aslında bu utanılacak bir şey. Sonuçta ben Hollanda’da yaşıyorum. Ama onlar bana mesafeli ve ben de kendi insanlarımın bana sunduğu sıcak ortamı terk etmek için yeterince kararlı değilim. Bu, sürekli bir suçluluk duygusuyla yaşamama neden oluyor. Aslında çaresizlikten başka bir şey değil benimki.” (S. 301)
Liebe Eva, ich möchte Dir auch gerne ein Buch empfehlen, und zwar von Selim Özdogan "Die Tochter des Schmieds". Ein toller Roman, der richtig unter die Haut geht. Selim Özdogan erzählt vom Schicksal einer anatolischen Familie in den 40er Jahren.
Danke, liebe Ayten. Dann werde ich mal schauen, ob ich das Buch bekommen kann, wenn wir demnächst in die Türkei fahren.
Liebe Eva, dieses Buch gibt es nur in deutscher Sprache, die bekommt du bestimmt in jeder Buchhandlung oder vielleicht auch im Internet.
Beste Grüße
Ayten
Sağ ol, ama şu anda sadece Türkçe kitaplar okuyorum...
Ya öylemi! Bende sadece almanca kitaplar okuyorum almancami gelistirmek icin. Bir yarari olup olmadigi konusunda pek emin degilim ama. Yinede okuyorum.
Uzun vadede ikimizde de okumanın bir yararı olacaktır!
Ama ben aslında okuduklarımdan çok duyduklarımı belleyebilirim. Yine de okuyorum... -D
Merhaba arkadaşlar,
Eva arkadaşımız sevdiğiniz bir kitaptan bahsedin, diye sormuş.
Bende sevdiğim birkaç kitaplardan bahsetmek istiyorum.
1. Huzur Sokağı, yazar: Şule Yüksel Şenler
2. Bir deliyle evlendim, Hekimoğlu İsmail
3. Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu
Şu anda da Mehmet Said Çekmegilin Ahlak Anlayışımız adlı eserini okuyorum.
Huzur Sokağı benim bildiğim kadarıyla Türkiyede (ben Almanyada ikamet ediyorum) çok ünlü bir eserdir. Hatta ve hatta filmlenmiş bir eserdir. Şule Hanım bu kitapta İstanbulun küçük bir mahallesinde 2 gençin değişik yaşam tarzlarını ve bu gençlerin birbirlerine zıt oldukları halde nasıl birbirlerine aşık olduklarını, dini ve gayri dini yaşantının, dini serbestliğin ve bu yolda yapılan fedakarlıkların, ve bu uğurda çekilen eziyetlerin Uçuruma giden insanlığın ve gerçek dostluğun yani Türkiyenin 1969-70 yılları arasında yaşanan durumları hakkında bu eseri kaleme almıştır.
Konu kitaptan açılmışken, benim de çorbada biraz tuzun olsun istedim. Öncelikle tam bir kitap kurdu olduğumu belirtmek isterim:) Bugüne kadar gerek Almanca gerekse Türkçe bir çok kitap okudum. Severek okuduğum bazı kitapların isimlerini sizinle paylaşmak isterim.
1- İskender Pala: Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk (tarihi roman). Babil'den yola çıkarak, İstanbul'un fethine kadar uzanan bir hikaye.
2- Canan Tan: Piraye. Türkiye'de Doğu ve Batı kültürleri arasındaki farklılıklara değişik bir bakış açısıyla yaklaşan bir kitaptır.
Canan Tan'ın ayrıca "Yürekler En Son Ölür" ve "Sanal Aşkın Halleri" kitaplarını da tavsiye ederim. Özellikle sonuncusu günümüzde sanal alemde yaşananları birbirlerinden bağımsız kısa hikayeler çerçevesinde eğlenceli ve kimi zaman da düşündürücü bir biçimde anlatır.
3- Alev Alatlı: Kadere Karşı Koy A.Ş. Kadın erkek ilişkisine farklı bir bakış açısı. Güleriz ağlanacak halimize tarzında eğlenceli bir kitaptir.
4- Buket Uzuner: Gelibolu. Avustraya'dan dedesinin mezarını aramaya gelen Avustralyalı bir kadından yola çıkarak, İstiklal Harbi sırasında Gelibolu'da yaşanan bir olayı anlatır.
5- Polisiye romanlar sevenler için Ahmet Ümit. Son kitabı "İstanbul Hatırası" aynı zamanda İstanbul'u da güzel bir dille anlatır.
Bunlar şu anda yazarken öylesine aklıma gelen ve bende güzel bir etki bırakan, çok ama çok severek okuduğum kitaplardır. Evdeki kütüphaneme bir bakayım, daha neler var. Ara ara başka kitap isimleri de veririm. Siz okumak isteyin yeter ki. Benim gibi bir kitap kurdundan istenecek en güzel şey budur:)
Bu arada kısa bir not: Bugüne kadar okuduğum yüzlerce (daha doğrusu binlerce) kitap arasında sadece iki kitabı kendimi çok zorlamama rağmen bitiremedim.
Birisi Maksim Gorki'den "Ana". Üç kez okumaya başladım ve her seferinde yarıda bıraktım. Bitirmek nasip olmadı.
İkincisi de Orhan Pamuk'tan "Kara Kitap". 15 yıl önce Orhan Pamuk'un adı daha yeni duyulmaya başlandığında iki kez elime aldım, ama her ikisinde de kitap yarım kaldı. Yani Orhan Pamuk'un kitabın başında dediği gibi: "Bir kitap okudum ve hayatım değişti" Bende de aynen öyle oldu:) Bunlar hayatım boyunca (olumsuz anlamda) unutamayacağım iki kitaptır. Zaten bir daha da Orhan Pamuk okumadım:)
Sevgilerimle
Selam nilican, almanca kitapta okudugunu söyledin. Banada onlardan önerirsen sevinirim. Elimdeki kitabi bitirdim, yeni romana basladim. Önerilerini bekliyorum. (
Şu anda aklıma gelen, severek okuduğum üç kitap ismi verebilirim:
Birisi tarihi bir roman, ama asla sıkıcı değil:) : C. C. Bergius, Das Medaillon
Ayrıca John Le Carre'den "Die Libelle"; Filistin ve İsrail üzerine bir casus romanı; beni etkileyen yönü, hikayeyi her iki tarafın gözünden anlatmış olmasıdır.
Bir de biraz klasik olacak ama, Jurassic Park kitabının Almancasını da çok büyük bir zevkle okumuştum. Hatta kitabı okuyunca filmi hiç beğenmedim:)
Bunlar biraz "popüler" kitaplar ve tabii ki çeviriler, ama kullanılan dil çok iyi.
Onun dışında Alman klasiklerini kendi yazarlarından okumak kadar zevkli bir şey yoktur. Bir Kafka, bir Nietzsche, bir Goethe, vs. çevirisi yapıldığında anlaşılıyor belki, ama bence yine de çok yalın kalıyor. Almancanın o dilsel kıvraklığını Türkçeye yansıtmak oldukça zordur.
O yüzden dili ne kadar ağır gelirse gelsin, anlamak için satır aralarını ne kadar dikkatli okumak ve yazar ile dönemi hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyorsa gereksin, klasiklerin Almancasını okumanı kesinlikle tavsiye ederim.
Ne tür kitaplardan hoşlandığını yazarsan, ona göre tavsiyelerde bulunabilirim belki.
Selamlar
Selam nilican,
öncelikle önerilerin icin cok tesekkür ederim.
En cok Krimalroman okuyorum, ondan en cok zevk aliyorum. En önemlisi gercekleri yansitan hikayeler ilgimi ceker. Fantazi, gercek disi yazilardan hoslanmiyorum. Dramda olabilir.
Alman klasiklerinden rahat güzel dilde okunabilecek kitaplar hangileri. Önemli olan hikayenin sürükleyiciligi ki sonuna kadar okuyabileyim.
Selamlar. Öptüm.
Ayten
A.T. ve nilican arkadaşlarına çok teşekkürler. Türkiye'den yeni döndüm, birçok roman da satın aldım, ama önerilerinizi yeni bulduğum için hesaba katamadım. Önerdiğiniz kitapları almak bir sonraki Türkiye ziyaretime kalacak... Yine de teşekkürler!
Eva
Konu en sevdiğimiz kitaplara geldiğine göre, ben de en sevdiğim romanı biraz anlatayım.
Per Olov Enquist, Kapitän Nemos Bibliothek
Aslı İsveç, ama ben sadece (çok iyi olan) Almanca çevirisini okuyabildim.
Roman bir erkek çocuğun hikâyesini anlatıyor. Ancak yıllar sonra tespit edildiği gibi, aynı gün ve aynı hastanede dünyaya gelen iki çocuk, doğumlarından sonra değiştirilmiş. Birkaç sene sonra iki ailenin biri, birçok ispat sunarak kendisinki olduğunu sandıkları çocuğu istiyor ve sonunda mahkeme iki çocuğun değiştirilmesine karar veriyor. Sonuç olarak çocuklar, büyüdükleri aileden ayrılarak yabancı bir ailede yaşamak ve büyümek zorunda kalıyorlar. Bu nedenle romanın kahramanı yavaş yavaş deli oluyor. Ama okur, olanların tümünü ancak en sonunda anlıyor.
Per Olov Enquist'in kitaplarından “Großvater und die Wölfe” adlı çocuk kitabını da çok seviyorum.
Merhaba Ayten,
Alman klâsiklerinden birini okumak istersen, Theodor Storm'un “Der Schimmelreiter” öyküsünü tavsiye ederim. Her ne kadar dilinde biraz eskimiş kelimeler bulunyorsa da, yani kolay olmasa da, çok güzel ve sürükleyici bir hikâyedir, hem de fazla uzun değil. Ayrıca telif hakkı artık korunmadığı için onu bedava olarak internette okuyabilirsin. Gutenberg projesi kapsamında yayınlanmış, Google üzerinden bulabilirsin.
İyi okumalar dilerim,
Eva
Meine Empfehlung:
HALİDE EDİB
Biyografisine Sığmayan Kadın
İpek Çalışlar
Everest Yayınları
2010
568 sayfa
25 TL.
İpek Çalışlar'dan Halide Edib gerçeği
"Latife Hanım" kitabıyla yakın tarihimize farklı bir gözle bakmamızı sağlayan İpek Çalışlar, son kitabı Halide Edib'le Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Halide Edip Adıvar gerçeğini ortaya koydu.
ROMANLARINI GÖLGEDE BIRAKAN BİR HAYAT
İpek Çalışlar’ın titizlikle kaleme aldığı Halide Edib, Everest Yayınları’ndan çıktı. "Biyografisine Sığmayan Kadın" alt başlığıyla okurla buluşan kitap kitapçı raflarındaki yerini aldı.
İlk baskısı 50 bin adet basılan kitapta İpek Çalışlar, Halide Edib’in edebiyat, siyaset ve dünyanın dört bir yanında sürdürdüğü mücadele ile geçen ömrünü anlatıyor. Çalışlar, kitabının önsözünde , “Halide Edib muhalif ruhlu bir kadındı, aşkın ve hürriyetin her gün yeniden kazanılması gerektiğine inananlardandı. Bu yüzden yok edilmişti” diyor.
Halide Edib döneminde de sonrasında da tartışılan kadındı…
Halide Edib, mandacı mıydı?
Halide Edib, nasıl bir milliyetçiydi?
Halide Edib, iyi bir eş, iyi bir anne miydi?
Halide Edib, cephede ne yaptı?
Halide Edib’in kadın mücadelesindeki rolü neydi?
Halide Edib, Ermeni tehciri konusunda ne söyledi?
Halide Edib, intikamcı ve şiddet yanlısı bir insan mıydı?
Halide Edib, Mustafa Kemal ile ilgili ne düşünüyordu?
İpek Çalışlar bu soruların ışığında okuru, tarihin kapalı kalmış odalarına doğru bir yolculuğa çıkartarak, yumuşacık bakan derin gözlerine rağmen mücadeleci ve muhalif ruhunu hiç kaybetmemiş, bir kadını: HALİDE EDİB’i yazdı…
Tesekkürler Eva, yeni gördüm tavsiyeni. En kisa zamanda okuyacagim.
Im Forum mitdiskutieren → Antworten, Danke-Klicks und eigene Beiträge gibt es in der DasSözlük-App.