kasıt ve taksir hk.

Rubrik: Berufsbezogene Themen / Çevirmenlik Mesleği · 6 Beiträge ·

Kantürk

[Link entfernt]

(türkhukuksitesinden alınmadır, Jon'un atıfı üzerine okudum. Herkese tavsiye ederim. Jon'a da çok teşekkürler. Umarım bu yazıları doğru yere koymuşumdur! -berufsbezogene Themen- ?)

Degerli Meslektaslarim,

kasit ve taksir, bunlardan da özellikle olasi kasit ve bilincli taksir konusunda, Almanya'daki ve Türkiye'deki karsilastirmali durum hakkinda kisa bir bilgi vererek, arkasindan, zaman buldukca cevirdigim, konuya iliskin mahkeme kararlarini burda sizinle paylasmak istiyorum.
Bilgi paylastikca cogalir diyor, sizlerin de destegiyle, verimli bir tartisma alani olusturabilecegimizi düsünüyorum.

Saygilarimla
Gülsün Ayhan Aygörmez

Suçun manevi unsuru olarak kasıt (Der Tatbestandsvorsatz Absicht, Vorsatz)

TCK MADDE 21 - (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kasıt, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
2)Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kasıt vardır.
TCK'nin 21/1 maddesindeki tanıma göre kastın iki unsuru vardır:

1. Bilme unsuru ("Wissen" als intellektuelles Element): Fail, hareketinin, bir sucun maddi öğelerini (unsurlarını) gerçekleştirdiğini bilmelidir ya da öngörmelidir.
2. İsteme unsuru ("Wollen" als voluntatives Element): Fail; tipe uygun, hukuka aykırı hareketiyle meydana gelecek neticeyi istemelidir.

TCK'DA KASIT ÇEŞİTLERİ:
1. Doğrudan (direk, muayyen, belirgin, muhakkak) kasıt (Absicht, direkter Vorsatz, dolus direktus 1. Grades und 2. Grades)
2. Olası (gayrı muayyen, belirsiz, muhtemel) kasıt (dolus eventualis- Eventualvorsatz)

1-Doğrudan kasıt : Fail hareketiyle, bir suçun maddi unsurlarını, gerçekleştirdiğini bilmekte ve hareketi sebebiyle oluşacak neticenin gerçekleşmesini de istemektedir.
Almanya’da, kastın tanımı (doğrudan ve olası kasıt) kanunda açık bir şekilde yapılmamış, tanımlama yapma bilimsel çevrelere bırakılmıştır. Ancak, kastın genel kabul gören tanımı Türk kanun koyucusunun yaptığı tanımla birebir örtüşmektedir. Bununla birlikte, doğrudan kasıt konusu, Almanya'dan farklı olarak, genellikle Türk ceza hukuku bilimsel çevrelerinde, 1. derece ve 2.derece şeklinde bir ikili ayrıma tabi tutulmadan incelenmektedir. Ancak, bu kasıt türü her iki derecelendirmeyi de bünyesinde taşımaktadır. Buna göre, fail hareketiyle, bir suçun maddi unsurlarını, gerçekleştirdiğini bilmekte ve hareketi sebebiyle oluşacak neticenin gerçekleşmesini de istemektedir (doğrudan kastın 1.derecesi). Ya da fail hareketinin, bir suçun maddi unsurlarını gerçekleştireceğini kesin (mutlak,muhakkak) olarak öngörmekte ve hareketi gerçekleştirmeyi istemekte, neticenin gerçekleşmesini de kabul etmektedir (doğrudan kastın 2. derecesi).

Doğrudan kasıtta 1. ve 2. derece ayrımına örnek olarak, uçak düşürme verilebilir.
Amcasının mirasina biran önce konmak isteyen yiğeni, amcasının özel uçağına bomba yerleştirir. Uçak havalandıktan kısa bir süre sonra bombalar patlayacak ve amcası da bu şekilde hayatini kaybedecek, böylelikle de yeğen asıl erişmek istediği amacına ulaşacaktır. Burda yiğen, amcasının ölüm neticesini yani hareketinin sonu-finalini- istemektedir. Bu nedenle yiğen amcasını öldürürken, doğrudan kasıtla (1. derecesinde) hareket etmistir. Bununla birlikte, yiğen, patlama ve sonrasında uçağın patlayarak düşmesi olayında, pilotların da kesin olarak öleceğini bilmekte, pilotların ölmesini (amcasının ölmesi kadar güçlü) istememiş olsa bile, neticeyi yani onların ölmesini de bu kesinliğe rağmen kabul etmektedir. Bu nedenle, pilotları da doğrudan kasıtla (2. derecesinde) öldürmüştür.

2- Olası kasıt : TCK m. 21/2 kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini (yani bir olasılığı!!!) öngörmesine rağmen (bilme öğesi), fiili işlemesi hâlinde (neticeye katlanmak- isteme öğesi) olası kasıt vardır.
Olası kasıtta, fail, suçun maddi unsurunun gerçekleşmesini olası olarak kabul ederek ve neticenin gerçekleşmesine katlanmaktadır. Yani bir olasılığı öngörmektedir! Fail, neticenin gerçekleşmesini olası (muhtemel, ihtimal dahilinde) kabul etmekle birlikte, ancak gerçekleşmemesi için özel bir çaba göstermemektedir.

Bir suçun kanuni tanımında, maddi unsurlarından bir kısmı için, bilerek, bildiğinde, bilmesine rağmen gibi ifadelere yer verilmişse, bu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir yani olasi kastla islenemez.

Almanya’da ise olası kasıt konusunda, çeşitli kuramlar bulunmaktadır. Bu teorilere göre, failin neticeyi kabulleniş şekilleri şöyledir:
+ Katlanma kuramı (Billigungs- bzw. Einwilligungstheorie ): Fail, neticeyi, hareketinin bir sonucu olarak olası olarak görmekte, ancak neticenin gerçekleşmesine katlanmaktadır (Almanya’daki baskın görüş ve Alman Yargıtayı’nın kabul ettiği görüş).
+ Olasılık kuramı (Möglichkeitstheorie ): Fail, “neticeyi olası olarak kabul eder”, demektedir.
+ Mümkünlük kuramı (Wahrscheinlichkeitstheorie ): Fail, neticeyi sadece olabilir değil, gerçekleşmesi mümkün olarak hesap eder.
+ Riziko kuramı (Risikotheorie ): Fail, izin verilen riski aşar ya da korunan hukuki değer üzerinde bir tehlike yaratır.
+ Umursamazlık kuramı (Gleichgültigkeitstheorie ): Fail, neticeyi umuramaz, neticenin gerçekleşmesine aldırış etmez.
+ Kaçınma kuramı (Vermeidungstheorie ): Fail, neticeyi olası olarak kabul eder, ama neticenin gerçekleşmesinden kaçınmak istemez.
+ Ciddiye alma kuramı (Ernstnahmetheorie ): Fail neticeyi ciddiye alır, ama neticenin gerçekleşmesine katlanır.

Bilinçli taksir ve olağan kast ayırımı

TCK madde 22/3'e göre, “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır”.
Bilinçli taksirle olası kast arasındakı en önemli fark, bilme unsuru açısından değil, isteme unsuru açısındandır . İkisinde de fail, hereketiyle bir suçun maddi unsurunu gerçekleştirebileceğini öngörmektedir (bilme unsuru).
Ancak olası kasta, bu olasılığa rağmen neticenin gerçekleşmesine katlanmakta, eğer netice gerçekleşecek idiyse, hareketini gerçekleştirmekten geri kalmamaktadır. Bilinçli taksirde ise, yine olası kastta olduğu gibi, kişi hareketiyle, bir suçun maddi unusurunu gerceklestirebileceğini öngörmekte, ancak, neticenin gerçekleşmeyeceğine "özen yükümlülüğüne aykırı bir şekilde" "güvenerek" hareket etmekte, eğer netice meydana gelecek idiyse, hareketi gerceklestirmeyi İSTEMEMEKTEDİR (Almanya'daki genel ayrim). Türk kanun koyucusu, bilincli taksir taniminda, sadece neticenin istenmemesini belirtse de (istenmemesine ragmen islenmesi), neticenin, dikkat ve özen yükümlülügüne aykiri hareket edilerek istenmedigi, taksirin kanuni tanimindan rahatlikla cikarilmaktadir. Sonuc olarak, Türkiye ile Almanya arasinda esasli bir fark olmadigi söylenebilir.

Antworten (5)

Kantürk

[Link entfernt]

Jon'un tavsiyesi üzerine belirtilen link'ten alınmadır, ilgisi olanların okumasını tavsiye ederim.

Olası kast, TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir: “Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır”. Bilinçli taksir ise 22. maddenin 3. fıkrasında düzenlenmiştir: “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır”. Görüldüğü gibi, iki tanım birbirine çok yakındır; her ikisinde de, “öngörme” belirleyici unsurdur ve bilinçli taksirdeki en önemli fark, “istememesine karşın” ibaresidir.

Oysa olası kast ve bilinçli taksir arasında, gerçekten çok ince bir çizgi mevcuttur ve tanımlama doğru yapılmadığı takdirde, bu incecik çizginin aşılması kuvvetle muhtemeldir. Bu durumda ise telafisi imkânsız zararlar ortaya çıkacaktır. Çünkü kavramlar birbirine çok yakın olsa da, olası kasta sahip bir kişinin psikolojik durumu ile bilinçli taksirle hareket eden bir şahsın psikolojik durumu arasında çok ciddi farklar mevcuttur. Belirleyici olan, bu psikolojik durum farkı olduğu için, her iki müessese için öngörülen yaptırımlar da birbirinden çok farklıdır. Bu sebeple, çizginin aşılması, kişinin psikolojik durumu ile hiç uygun olmayan bir yaptırıma maruz bırakılması demektir ki, hukuk devletinde buna izin verilmesi mümkün değildir.

Genel Olarak Manevi Unsur:

Modern ceza hukukunda iradilik niteliği egemendir; bu itibarla, iradi olmayan bir fiilin, hukuka aykırı olsa da, suç teşkil etmeyeceğini ifade maksadıyla, “manevi unsur” deyimi kullanılmaktadır. Bir kimsenin cezalandırılabilmesi için, tipe uygun ve hukuka aykırı bir hareket bulunması yetmemekte, aynı zamanda, bu hareketin ona şahsen isnad edilebilmesi, onun hareketi hakkında bir değer hükmü verilebilmesi de aranmaktadır1. Manevi unsur, fiilin faile isnadiyetiyle ilgili olduğundan, önce, onun kusurlu hareket etmeğe ehil olması aranmaktadır. Böyle olunca manevi unsur iki bölümden oluşmaktadır. Bunların birincisi isnad yeteneğidir. İnceleme konumuz bunun dışında olup, isnad yeteneği bir başka yazımda değerlendirilmiştir2. Manevi unsuru oluşturan ikinci bölüm ise kusurluluktur3: Fail, fiili kusurlu olarak işlemiş bulunmadıkça cezalandırılamaz.

Modern ceza hukuku, kusurluluğu, sübjektif sorumluluk esasına bağlamıştır. Çağımızda objektif bir ceza sorumluluğundan söz edilmesi doğru değildir. Sübjektif sorumluluk ise kasttan ve taksirden doğan sübjektif sorumluluk olarak ikiye ayrılır.

Kasttan doğan sübjektif sorumluluğun temelini açıklama çabaları, tarihsel süreçte çeşitli teorilerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bunlardan birincisi, “tasavvur teorisi”dir. Bu teoriden yana olanlara göre kast, tipe uygun hareketin önceden tasavvur ve idrak edilmesinden ibarettir4; yani kast, neticenin öngörülmesi, neticenin gerçekleşeceği bilinci ile hareketin istenerek yapılmasıdır. Bu teori, taksirle kast arasındaki ayrımı ortadan kaldırdığı ve failin sorumluluk alanını genişlettiği için eleştirilmiştir. İrade teorisine göre ise kastı ayırt eden nitelik, failin neticeyi istemiş olmasından ibarettir5. Karma teori olarak isimlendirebileceğimiz sonuncusu ise kastı; “öngörülen ve suç teşkil eden bir fiili gerçekleştirmeye yönelen irade” olarak tanımlar6.

Taksirden doğan sübjektif sorumluluğun esasını açıklayan teoriler de çeşitlidir. Öngörebilme teorisine göre, taksirin esası üç unsurdan oluşur: 1. Hareketin iradiliği; 2. Zararlı neticenin öngörülememiş olması; 3. Öngörmenin mümkün bulunması. Hukuka aykırı araçlar teorisine göre taksirli sorumluluktan söz etmek için, fiil ile netice arasında maddi nedensellik bağının varlığı yeterlidir, yeter ki, hukuka aykırı bir araç -ya da hukuka uygun bir araç hukuka aykırı şekilde-kullanılmış olsun7. Yanılma teorisine göre taksir, iradi hareketin anlamını ilgilendiren veya bunun ayırıcı nitelikleri hakkında düşülen bir hatadan ileri gelir8.

Birçok olayda, kastın ve taksirin çeşitli biçimleriyle karşılaşmak mümkündür. İradenin kapsamında kalan hususlarla ilgili olarak, kastı çeşitli biçimlerde tanımlamak, keza neticenin öngörülüp görülmemesine bağlı olarak, farklı taksir çeşitleri kategorize etmek mümkündür. Bunların ayrıntısına girmeden, TCK’nın özel olarak düzenlediği iki kategoriyi; yine TCK’nın terminolojisine bağlı kalarak “olası kast” ve bilinçli taksiri incelemeye başlayabiliriz:

Olası kast:

Kastı açıklayan teorilerden kısaca söz etmiştik. Bunlardan özellikle karma olarak adlandırılabilecek teoriye göre, kastın gerçekleşmesi, “bilme” ve “isteme” alt unsurlarına bağlıdır. Ancak bilinecek ve istenecek olan nedir? TCK’nın 21. maddesi uyarınca kast; “suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir”.

Maddi unsurun -konumuz açısından önemi olmayan nedensellik bağını saymazsak- iki ayrı alt unsuru mevcuttur: Hareket ve netice. Kastın varlığından söz edebilmek için gerekli olan, hem hareketin, hem de neticenin ayrı ayrı “bilinmesi” ve “istenmesi”dir.

Aşağıda görüleceği üzere, hareketin bilinmesi ve istenmesi, taksir sorumluluğu için de şarttır. Bir başka deyişle, manevi unsur açısından, kast ve taksirde ortak olan psikolojik yönelim, maddi unsurun, “hareket” alt unsuruna ilişkin olan bilme ve istemedir. İster kasta, ister taksire dayalı olsun, ceza sorumluluğun varlığından söz edebilmek için, failin yaptığı hareketi bilmesi ve bunu yapmayı istemesi şarttır. İradi olmayan bir hareket söz konusu ise ceza sorumluluğundan söz etmek mümkün değildir (“ihtiyariyle sarhoşluk” gibi, isnad yeteneğini iradi olarak kaldıran durumlarda, bilerek ve istenerek yapılan hareket, isnad yeteneğinin ortadan kaldırılmasıdır. Neticeyi doğrudan meydana getirecek hareket iradi olmasa da, buna sebebiyet verecek hareket iradi ise sorumluluk mevcuttur). Özetlersek, kasttan söz edebilmek için, failin, öncelikle yaptığı hareketi bilmesi ve bunu yapmayı istemesi zorunludur.

Ancak bu, kastın varlığı için yeterli değildir. Fail, aynı zamanda, bu hareketin sebebiyet vereceği sonucu da bilmeli ve bu sonucun gerçekleşmesini istemelidir. Bir başka deyişle irade, bu sonucu gerçekleştirmeye yönelmiş olmalıdır. İşte ceza sorumluluğunu doğuran asıl sebep budur: Fail, yapmama imkânına sahip olmasına rağmen, yaptığı hareketten kaynaklanan neticeyi bildiği ve bunu istediği için sorumludur. Herhangi bir dış uyaran karşısında zihninde birçok seçenek oluşan fail, bunlardan, toplumsal barışı bozacak olan ve ortak aklın koyduğu kurala aykırılık teşkil edeni seçtiği, bu sonucu istediği için ceza sorumluluğuna sahiptir.

Ancak neticenin istenmediği durumlarda ceza sorumluluğu yok mudur? Elbette vardır. Taksir sorumluluğu ile kasta dayalı sorumluluğu birbirinden ayıran esas, işte bu sorunun cevabından kaynaklanmaktadır. Neticeyi istemeyen failin, kural olarak, kasta dayalı sorumluluğu yoktur; ancak taksir sorumluluğu mevcuttur. O halde taksir sorumluluğu, hareketi bilerek ve isteyerek yapan, ancak neticeyi istemeyen fail açısından söz konusudur.

Görüldüğü gibi, kastı tanımlarken kullandığımız, bilme ve isteme alt unsurlarının, maddi unsurun alt unsurları olan hareket ve netice üzerindeki etkileri, iki temel kusurluluk durumunun hem ortak noktasını, hem de ayırıcı özelliklerini belirlemektedir. Ortak nokta, her ikisinde de, hareketin bilinmesi ve istenmesi gereğidir. Ayrıldıkları husus ise kastta neticenin istenmesi gerekirken, taksirde istenmemiş, hatta adi taksirde bilinmemiş olmasıdır.

Olası kast ve bilinçli taksir kavramalarının ortaya çıkmasına sebebiyet veren ise neticenin bilinmesi durumudur. Fail, hareketi bilip istemekte, ayrıca neticeyi de tasavvur etmektedir. Ancak tasavvur ettiği neticeyi ya hiç istememekte ya da göze alabilmektedir; yani netice açısından, bilme söz konusudur ama isteme ya yoktur ya da net değildir. Olası kastla bilinçli taksirde, ortak olan, neticenin tasavvur edilmesidir. Keza her ikisinde de, açık bir istekten, yani yönelmiş bir iradeden söz etmeye imkân yoktur. Zaten bu iki kavramı birbirine çok yaklaştıran …

Rumpf

Die Erläuterungen sind natürlich toll! Sie zeigen auch mal wieder, wie sehr inzwischen das deutsche Strafrecht auf das türkische einwirkt (u.a. dank Professoren wie Feridun Yenisey oder Bahri Öztürk; Gottfried Plagemann trägt mit seinem Lehrauftrag an der Kültür-Üniversitesi viel zur deutsch-türkischen Rechtssprachkultur bei!

taksir - Fahrlässigkeit
basit taksir - einfache Fahrlässigkeit
bilinçli taksir - bewusste Fahrlässigkeit
kasıt - Vorsatz
olası kasıt - Eventualvorsatz
doğrudan kasıt - direkter Vorsatz, Absicht

Abgrenzungsschwierigkeiten gibt es vor allem zwischen bewusster Fahrlässigkeit und Eventualvorsatz.

Aus Wikipedia: "Strafrechtlich wird zwischen bewusster und unbewusster Fahrlässigkeit unterschieden. Bei der bewussten Fahrlässigkeit (lat. luxuria) rechnet der Handelnde mit dem möglichen Eintritt, vertraut aber pflichtwidrig und vorwerfbar darauf, dass der Schaden nicht eintreten wird. Der Handelnde darf den Erfolg aber nicht billigend in Kauf genommen haben, sonst liegt bedingter Vorsatz (dolus eventualis) vor." Hier liegt der Hase im Pfeffer, wenn es oben bei Kantürk darum geht, dass der Yargitay für den Eventualvorsatz darauf abstellt, dass der Täter den Erfolg irgendwie bedacht haben muss ("billigend in Kauf genommen").

Jon

Hallo Herr Dr. Rumpf,

Kantürks obiger Beitrag war eine Antwort auf meinen folgenden vorherigen Beitrag, in dem ich auf die Schwierigkeiten bei der Abgrenzung zwischen bewusster Fahrlässigkeit und bedingtem Vorsatz und auf die obigen Fachartikel hingewiesen hatte:

[Link entfernt]

Der Beitrag war Ihnen aber vermutlich entgangen, da Sie ja im Forum überwiegend nur querlesen, was zwar Zeit spart, aber manchmal auch Nachteile mit sich bringt, weil Sie dann einiges von dem, was wir hier ganz ohne "anwaltliche" Hilfe zustandebringen, gar nicht mitbekommen.

Rumpf

Danke. Nix für ungut. Eigentlich wollte ich noch mehr schreiben. Nur hatte ich dann das Gefühl, dass das eigentlich gar nicht erforderlich ist, weil wir hier den Fall von 1:1-Übersetzungen haben, d.h. eindeutige türkische Begriffe, die ebenso eindeutigen deutschen Begriffen gegenüberstehen.

Jon

Ich als Übersetzer finde es auch ganz fantastisch, dass die türkische Strafrechtsterminologie mittlerweile so große Parallelen zur deutschen aufweist. Das macht uns die Arbeit schon ein bisschen einfacher.

Im Forum mitdiskutieren → Antworten, Danke-Klicks und eigene Beiträge gibt es in der DasSözlük-App.

Passende Einträge im Wörterbuch

Weitere Themen zu diesen Wörtern