dış mihrakların köpeği
İyi akşamlar, arkadaşlar.
Aşağıdaki cümleyi nasıl çevirirdiniz? Özellikle “dış mihrakların köpeği” ve “aslanların önüne atan” ifadelerine takıldım.
Kendi gibi düşünmeyenleri tinerci, alkolik, kürtajcı, darbeci, komplocu, dış mihrakların köpeği diye etiketleyip, aslanların önüne atan bir başbakanımız var.
Wir haben einen Ministerpräsidenten, der Leute, die nicht denken wie er, als Klebstoff-Schnüffler, Alkoholiker, Engelmacherinnen, Putschisten, Verschwörer und Handlanger des Auslandes etikettiert und in die Löwengrube wirft.
Şimdiden teşekkür ederim.
Eva
Yanıtlar (24)
Merhaba Eva,
aslanların önüne atma = vor die Löwen werfen
kürtajcı = Abtreiber, Befürworter der Abtreibung
dış mihrakların köpeği = Diener ausländischer Mächte - Diensthund ausländischer Mächte - Gebrauchshund ausländischer Mächte (Almanca tam karşılığı olduğunu sanmıyorum)
Kolay gelsin
Kendi gibi düşünmeyenleri tinerci, alkolik, kürtajcı, darbeci, komplocu, dış mihrakların köpeği diye etiketleyip, aslanların önüne atan bir Başbakanımız var.
Wir haben einen Premierminister, der alle, die nicht seiner Meinung sind, als Drogenabhängige, Alkoholiker, Abtreiber, Intriganten und Marionetten ausländischer Mächte abstempelt und den Löwen zum Fraß vorwirft.
... dış mihrakların köpeği = Diener ausländischer Mächte - Diensthund ausländischer Mächte - Gebrauchshund ausländischer Mächte (Almanca tam karşılığı olduğunu sanmıyorum)
________________________________
Türkçe'de çok kullanılan "dış mihraklar" kavramı karşılığının bilinen sözlüklerde bulunmamas ıbenim de dikkatimi çekti ve sözcük gezgininin açtığı yol üzerinde ben de biraz kafa patlattım.
"dış mihraklar" kavramının anlam içeriğini anlayabilmek için, önce 1ci dünya savaşında dış mihraklar olarak tanımlanan, Türkiye'nin kötülüğünü amaçlayan güçlerin ne zararlar verdiğini, bu zararın toplumun bilincine nasıl kazındığını bilmek gerekir.
Bu anlam içeriğini diğer bir dile aktarabilmek de derece zor.
"köpek gibi sadık" kavramının karşılığı olarak "getreu" kelimesini de kullanarak bir çözüm önerisi de ben oluşturdum:
Wir haben einen Ministerpräsidenten, der Andersdenkende zum Leimschnüffler, Alkoholiker, Abtreiber, Umstürzler, Konspirant, zum getreuen Handlanger feindlich gesinnter ausländischer Kräfte abstempelt und (dann) vor die Löwen wirft.
Merhaba Arkadaşlar,
Önerileriniz için çok teşekkür ederim. “Dış mihrakların köpeği”nin ne olduğunu anladım şimdi. Tam isabet olan bir Almanca karşılığı bulmak zor olsa da, en azından neyi aramam gerektiğini anladım.
Selam, sevgiler,
Eva
dış mihrak bedeutet "karanlık güçler"
Der Begriff "Dunkle Mächte" klingt gut, aber mutet mich ein bisschen seltsam, wie im Märchen an (mehr Phantasie).
kleiner Zusatz zu all den tollen Übersetzungen:
tinerci würde ich hier einfach als Junkie übersetzen.
Dış mihrakların köpeği = Handlanger von dunklen ausländischen Mächten
Bluthunde oder Hetzhunde fremder Kräfte
Herr Rumpf bravo! Eine exakte Entsprechung im Deutschen dafür(tu)
Bir Hatırlatma:
Başka çeviri cümlelerinde geçen kişi/kurum/kuruluş/firma v.b. adlarının XXXX veya ........ konarak gizlenmesi hassasiyetinin yukarıdaki cümlede gösteril me diğine ve çeviri konusu cümlenin bahsi geçen şahsa hakaret/ler içerdiğine müsaadenizle dikkatinizi çekmek isterim. Hedefteki kişi ya da kuruluş kim/ne olursa olsun, bunun ne forumun tarafsızlık, kalite ve saygınlık ilkeleri, ne çevirmenlik mesleğimizin ahlak anlayışı ve ne de insani değerler ile bağdaştırılamayacağı tartışma götürmez bir gerçektir. Çevirmenlik mesleği hiçbirimize, hiçbir kişiye ve kuruluşa hakaret etme, suçlama, hor görme, tepeden bakma, çamur atma v.s. hakkı vermez! Lütfen mesleğimizi edep/insana saygı kuralları içinde yapalım. Herkes kendini -haklı veya haksız- hakaret edilen, suçlanan kişinin/kuruluşun yerine koysun (empati yapsın) lütfen! Böyle bir şeyi hangimiz kabullenebiliriz? Forum böyle insanlık onurunu lekeleyen, ahlak dışı kötülüklerin değil, aksine insanlığın ortak paydasındaki iyiliklerin ve güzelliklerin neşredildiği ve paylaşıldığı bir ortam olmalı. Bu vesileyle genel bir kural olarak foruma danışılacak bütün Türkçe-Almanca çeviri cümlelerindeki kişi/kurum adlarının mutlaka gizlendikten/silindikten sonra foruma girilmesini bütün üyelerden rica ediyorum (wenn ich darum bitten dürfte). Böylece forumda yaşanabilecek gereksiz tartışmaların, yazışmaların, husumetlerin, gönül kırmaların, zaman israfının, alınganlıkların v.s. önlenmesine önemli bir katkı sağlanacaktır.
Not: Muhtemel itirazlardan/eleştirilerden önce, bu hatırlatmanın kesinlikle hakaret konusu kişiyi savunma amaçlı olmadığını, siyaset bataklığına girmeye tenezzül etmediğimi; sadece katılımcılara insani ve meslek ahlakımızla ilgili değerlere saygıya, dolayısıyla forumun tarafsızlığına, kalitesine ve saygınlığına katkıda bulunmaya çağrı niteliğinde olduğunu belirtmeliyim. Tamamen iyi niyetle yaptığım bu hatırlatmanın gereksiz ve kırıcı itirazlara/eleştirilere neden olmamasını tüm muhataplardan ÖZELLİKLE RİCA EDİYORUM. Buna rağmen yapılacak HAKSIZ, EDEP SINIRLARINI AŞAN itirazları/eleştirileri asla dikkate almayacağımı ve bunları forum katılımcılarının ortak vicdanına ve akl-ı selimine havale edeceğimi peşinen ilan ediyorum.
Anlayışınıza ve desteklerinize şimdiden teşekkür eder, saygılarımı sunarım.
Selamlar
Salih
Okuyalımda biz de anlayalım:
Vatan gazetesinden alınmıştır
Tehcir 2012
29.[Telefonnummer entfernt]:07 E-Posta: mutlu.tonbekici@...
Mutlu Tönbekici
Ülke gündemini kafayı yemeden takip etmek mümkün görünmüyor.
Uludere katliamını “ama siz de kürtaj yaptırıyorsunuz” diyerek anlamadığımız bir mantıkla “hafifletmeye” çalışan bir başbakanımız var.
Sezaryen doğumun dış mihrakların ülke nüfusunu azaltmaya yönelik bir komplosu olduğuna inanan bir başbakanımız var.
Kendi gibi düşünmeyenleri tinerci, alkolik, kürtajcı, darbeci, komplocu, dış mihrakların köpeği diye etiketleyip aslanların önüne atan bir başbakanımız var.
100 yıldan beri bu ülkenin canına okumuş ne kadar kötü alışkanlık varsa hepsi yeniden ve yeniden tekrar edilip duruluyor.
Nazi Almanyası gibi...
Yeterince muhafazakâr, yeterince Müslüman, yeterince Türk değilsen er ya da geç canına okunacaktır...
Önce kalbin kırılarak, sonra itibarsızlaştırılarak, sonra yalnızlaştırılarak, sonra küstürülerek, sonra işinden edilerek, yetmezse uygun bir suç isnat edilerek defterin dürülecektir...
Türkiye’yi giderek “felaket filmlerine” benzetiyorum.
Hani Dünyanın büyük bir felakete maruz kaldığı, ezici çoğunluğun salgın bir hastalığa kapıldığı, sağlam kalan üç yüz beş yüz kişinin duvarlar ardında kendilerini korumaya çalıştığı filmlerden söz ediyorum.
Türkiye’nin maruz kaldığı felaket vicdansızlık, empati yoksunluğu, ırkçılık ve ayrımcılık . Salgın hastalık tüm yurdu sarmış durumda. İster yana ister karşı ol ama sonuçta hastalığın özünde değişen bir şey yok.
Virüsün bulaşmadığı bir kaç milyon insan kaldıysa, işte onlar da dağ başlarına kendilerini atarak, olmadı gündemi takip etmeyerek korumaya çalışıyor.
100 yıldır temelde değişen hiçbir şey yok.
“Tehcir” edilmek istenen bir topluluğun üyesi gibi hissediyorum kendimi.
Başbakan bana her gün “çektir git” diyor. Gözümün içine baka baka “sana bu ülkeyi dar edeceğim” diyor.
Ediyor da.
Bana “boyalı kuş” muamelesi yapıyor.
Kalbim sıkışıyor artık.
Sayesinde azgınlaşan okurun yolladığı imzasız maillerden illallah geldi .
Sayesinde kuduran “yandaş” yayınlarında üç günde bir özel hayatım ifşa edilip hesapça ne kadar hain, ahlaksız bir kadın olduğum kanıtlanmaya çalışılıyor.
Bu kadar uğraşmalarına gerek de yok sonuçta.
Genç yaşımda hastalıklarla boğuşuyorum.
Yarın öbür gün öteki dünyaya çekip gidebilirim.
Sorsan “hak ettiğimi” söyleyecektir Allah bilir. Ama biliyoruz ki kendisi de aynı hastalıkla cebelleşiyor.
Bu kadar kibre, bu kadar insan kırmaya, ülkeyi bu kadar birbirine düşürmeye değen ne var ben bilmiyorum .
Allah katında yeri var mıdır ondan da emin değilim.
Sözcük Gezgini'nin yönlendirmesini verdiği, Kantürk arkadaşın da alıntılıyarak açılımını verdiği yazıdaki şu cümleye dikkatinizi çekmeden edemeyeceğim:
...
Önce kalbin kırılarak, sonra itibarsızlaştırılarak, sonra yalnızlaştırılarak, sonra küstürülerek, sonra işinden edilerek, yetmezse uygun bir suç isnat edilerek defterin dürülecektir...
İkibinli yılların başlarında rüzgarı yakaladıklarından beri Türkiye'de bir çıkar birliği oluşturan ve devletin, özel sektörün alt ve üst kademelerine yayılıp kendilerini aslında olduklarından başka göstererek parsadan pay kopartma çabasında olanların kendileri gibi olmayanlara yaptığı muamele budur işte.
Buna Almanya'da, Türk Toplumu içinde ve burada faaliyet gösteren devlet kuruluşlarında da şahit olduğum için değinmeden geçmeyeceğim.
Ve bunları yapanlar da en az dış mihrakların köpekleri kadar iç mihrakların köpekleridirler (getreue Handlanger feindlich gesinnter, auf eigenen Vorteil bedachter inländischer Kräfte).
Tekrar yazıyorum: Burada sorulan, "dış mihrakların köpeği" kavramının Almanca karşılığıdır.
Dış mihrak köpeklerinin Osmanlı'nın son döneminde ve Cumhuriyetin kuruluşu aşamalarında ve de daha sonraki dönemlerde bugünkü Türkiye sınırları dahilinde yaşayanlara vermiş ve vermekte oldukları zararı yabancı ülkede konuşulan bir dillin (Almanca) iki üç kelimesi ile ifade etmek mümkün olamaz düşüncesindeyim. Bu yüzden yorumlayıcı bir karşılık şart kanımca.
Not: Mustafa bunları pek fazla siyasi bulduğu takdirde silebilir gayet tabii.
Levent Bey sizi ayakta alkışlıyorum.
(tu)
"Başbakan bana her gün “çektir git” diyor. Gözümün içine baka baka “sana bu ülkeyi dar edeceğim” diyor.
Ediyor da.
Bana “boyalı kuş” muamelesi yapıyor."
Ein Tipp für Neugierige:
"BOYALI KUŞ"
Orjinal isim: The Painted Bird
Jerzy Kosinski
E Yayınları / Yabancı Romanlar Dizisi
[Link entfernt]
[Link entfernt]
"DER BEMALTE VOGEL"
Jerzy Kosinski
Scherz Verlag München
[Link entfernt]
"Bazen günler geçer, Ludmilla görünmezdi. O zaman büyük bir kızgınlık, gizliden gizliye kemirirdi Lekh in içini. Gözlerini kuşlara diker, saatler boyunca kendi kendine homurdanırdı. Uzun uzun ve günlerce düşündükten sonra en güzel kuşlardan birini seçerdi. Kuşu bileğine bağladıktan sonra, bir sürü garip şeyi birbirine karıştırıp kokulu bir boya elde eder, değişik renklerde, kutu kutu hazırlardı bu boyadan. Sonra kuşun başını, kanatlarını, boynunu ebemkuşağı renkleriyle bezer, tüylerine bir demet yabani çiçeğin gözkamaştırıcı parlaklığını verirdi.
Sonra ormanın içlerine yürürdük birlikte. Epey ilerledikten sonra Lekh durur, kuşu bileğinden çözüp bana verir ve ayaklarından tutarak sallamamı isterdi. Boyalı kuş söylenir durur, bağrışına gelen bir sürü kuş, tepemizde dönmeye başlardı. Onlara ulaşmak isteyen tutsak debelenir, bütün gücüyle öter, boyalı boynunun içinde kalbi delice atardı.
Tepemizde yeteri kadar kuş toplandığına inanırsa, Lekh, bir işaretle tutsağı koyvermemi isterdi. Bulutların üstündeki küçük ebemkuşağı, mutlu ve özgür, yükselip kardeşlerinin gürültücü sürüsüne katılırdı. Diğerleri bir süre şaşkın, bakarken benzerini görmedikleri kuş, boşu boşuna kendilerinden biri olduğuna onları inandırmaya çalışırdı. Parlak renklerin iyice şaşırttığı kuşlar onu kuşkuyla inceler, sonra. birbiri ardından saldırıp boyalı tüylerini gagalayıp yolmaya koyulurlardı. Tüysüz ve kan içinde kalan zavallı kuş havada duramaz, düşerdi. Aynı sahne sık sık tekrarlanır, kurbanlarımızı hep ölü bulurduk. Gövdelerindeki gaga izleriyle yaraları dikkatle yayar, renkli kanatlardan sızan ve boyaya karışan kan, kuşçunun eline bulaşırdı. Ama Deli Ludmilla gelmezdi bir türlü. Hayal kırıklığına uğramış somurtuk Lekh, kuşları birer birer kafesten çıkarıp boyar, acımasız, benzerlerine teslim ederdi onları. Günün birinde kocamam bir karga yakaladı, kanatlarını kırmızıya, boynunu maviye, kuyruğunu da yeşile boyadı. Bir karga sürüsünün kulübemizin üstünden geçtiğini görünce koyverdi kurbanını. Aralarına karışır karışmaz amansız bir savaş başladı. Dört yandan sahtekârın üzerine saldırdılar. Siyah, kırmızı, mavi ve yeşil tüyler uçuştu havada. Kargalar yükselmeye başlamıştı, birden kurbanımızın döne döne tarlalara düştüğünü gördük. Kuş yaşıyordu hâlâ. Gagasını açıp kapıyor, kanatlarını oynatmaya çalışıyordu boşu boşuna. Kardeşleri gözlerini oymuşlardı.Kan oluk gibi akıyordu tüylerinin üstünden. Yapışkan çamurdan kurtulup doğrulmak için son hareketi de yaptı, artık gücü kalmamıştı."
Bir Hatırlatma:
Başka çeviri cümlelerinde geçen kişi/kurum/kuruluş/firma v.b. adlarının XXXX veya ........ konarak gizlenmesi hassasiyetinin yukarıdaki cümlede gösterilmediğine ve çeviri konusu cümlenin bahsi geçen şahsa .....
Es geht hier nicht um die Übersetzung einer privaten Geburtsurkunde, sondern öffentlich geäusserte Meinungen einer in der Öffentlichkeit stehenden (bahsi geçen şahıs) Person, die anders denkende diffamiert, beleidigt, öffentlich an den Pranger stellt. Die besagte Person (bahsi geçen şahıs) ist nicht irgend jemand, sondern jemand, der eine Republik und deren Menschen repräsentiert.
......und ein Mensch, der so in der Öffentlichkeit steht, muss sich auch öffentliche Kritik gefallen lassen und damit rechnen, dass seine Äusserungen ganz legitim übersetzt werden dürfen.
.....Wer im Glashaus sitzt, soll nicht mit Steinen werfen.
Liebe Eva,
niemand hat das Recht dir etwas zu verbieten oder hinzuweisen(???), nicht einmal der "Ministerpräsident"
geschweige denn einer von diesem Forum!
Diese indiskreten, überflüssigen und teilweise taktlosen Anmerkungen/Hinweise/Erinnerungen sind von solchen Personen in diesem Forum bitte zu unterlassen. Wir haben keine Zeit für diesen Schmarren!
übrigens ZIRATA
......und ein Mensch, der so in der Öffentlichkeit steht, muss sich auch öffentliche Kritik gefallen lassen und damit rechnen, dass seine Äusserungen ganz legitim übersetzt werden dürfen.
.....Wer im Glashaus sitzt, soll nicht mit Steinen werfen.
(tu)(tu)
Kantürk, sözcük gezgini, Zirata; sizlerle aynı fikirdeyim.
Selam
Pico
Değerli Arkadaşlar,
İlginiz için çok teşekkür ederim.
Tartışmanızı okuduktan sonra en yukarıdaki yazıma „başbakanımız“ kelimisini yeniden eklemeye karar verdim.
Salih’in çağrısını tamamen yersiz buluyorum. Zirata’nın yazdıklarına katılıyor ve bunlara bir şey eklemeye gerek görmüyorum.
“ dış mihrakların köpeği ” ifadesine gelince, onu “vom feindlichen Ausland ferngesteuert” olarak çevirmeye karar verdim. Çünkü Alman okuyucularının bildikleri bir benzerini, yani “die sind von Moskau bezahlt” deyişini çağrıştırmak istiyorum. Yaptığım çeviri edebiyat çevirisi olduğu için uzun açıklama ya da dipnotlara ne yazık ki yer olmuyor.
Öneri ve açıklamalarınız için tekrar teşekkür ederim.
Selamlar,
Eva
"Mahalle Baskısı" teğet geçti!
Evet, onu etkisiz hale getirdiniz. :) :)
Merhaba Eva,
“vom feindlichen Ausland ferngesteuert” iyi ama neden "ferngesteuert"?
Bence "angesteuert" daha doğru. Ferngesteuert denince akla robotlar falan geliyor.
ich hätte eventuell mit
"vom feindlichen Ausland gesteuerten Hunde/Bluthunde/Hetzhunde"
übersetzt
"Hunde" die effektivere Abwertung
bzw. "Bluthunde" wie Herr Rumpf vorschlug
Evet, "gesteuert" de diyebilirim. Teşekkürler.
Forumda tartışmaya katıl → Yanıt yazmak, teşekkür etmek ve kendi mesajını eklemek için DasSözlük uygulamasını aç.