Çeviri Krizi Değil, Bilgi ve Açıklık Krizi
Ben bu konuda biraz farklı düşünüyorum.
Evet, bu durum tabii ki TV ve gazetelere de yansıdı. Bugünkü konferansta bize üç katılımcı hemen dünkü olayları sordu, millet sonuç çıkarmaya hemen hazır. Gerçekten çok üzücü bir konu, özellikle çevirmenlerin bu denli deşifre olması hiç de hoş olmadı, konferans çevirmeni sayısı az olduğu için kolay kolay unutulmaz bu olay. Ancak ben esas sorumlu olan kişilerin de kendilerinin olduğunu düşünüyorum. Meslekten olmayan kişi ve sadece kar peşinde koşan aracı şirketler tercümanlık hakkında pek bilgi sahibi olmayabilirler (ne yazik ki) ancak bu görevi üstlenecek kişiler çok daha dikkatli olmaları gerekir. Maalesef iki dili iyi bilen kişilerin çok rahat yazılı ve sözlü çeviri yapabilecekleri varsayılıyor, halbuki bu yetenek, gerekli koşullardan sadece birisini (en önemlisini) oluşturuyor. Bir de İtalyanca, İspanyolca dillerinde o kadar az toplantı yapılıyor ki, bu meslektaşlarımızın çok da deneyim kazanmaları pek mümkün değil. Bu arada aklıma yıllar önce geçen bir olay geldi: Antalya'daki bir tıp kongresinde bir tercüman (İngilizce) stres ve düşük verimlilikten dolayı ağlamıştı, ismi maalesef "ağlak tercümana" çıkmış ve kısa bir süre sonra yeni başladığı mesleği bırakmıştı... Yıllarca başarılı işler çıkarabilirsiniz ama bazen küçük bir olay isminizin kötüye çıkmasına neden olabilir.
Antworten (14)
fdilek’in düşüncesi bana göre daha doğru.
O çocuklar son sınıf öğrencisi, maddi durumları nedeniyle bir arada iki derede kalmış olup, işi öyle kabul etmiş olabilirler. Onun için o gencecik ve toy çocuklara fazla yüklenmemek gerekir.
Ancak Türkiye’de işlerin nasıl yürüdüğünü, kaliteli birçok kurum ve şirketlerin yanında ne kadar da kalitesiz şirket ve kişilerin olduğunu, bunların amaçlarının arsızca, aç gözlüce ve gözü dönmüş şekilde sadece para kazanmak olduğunu birçoğumuz iyi biliyoruz. Para kazanmak için onlar her türlü ahlaksızlığı yaparlar.
Selam
Pico
Özellikle burada mesleğimizi ciddiye almamız gerek miyor mu?
O zaman son sınıf tıp öğrencileri ameliyatları üstlensin, hukuk fakültesi öğrencileri önemli davalarda karar versin vs. Bence ciddi deneyim okuldan sonra başlar, en az 5-10 yıl deneyim gerekir... Üstelik çeviride öğrenme hiç bitmiyor. Ayrıca bu işin salt maddi gerekçelerle üstlenildiğini hiç zannetmiyorum.
Olacak şey değil, bence çok iyi olmuş.
Bir dahaki sefere profesyonel tercüman istesinler.
Bunu yapmak isteyenlerde, altından kalkamayacağı işin içine girmek istemesinler.
Ultimo Ratio (tu)
Ultima Ratio (tu)
Konferans hakkında çevirmenlere ön bilgi olarak ne verildi? Bilemem ama, ben olsam, o salonda kameraları, gazetecileri görünce hemen kaçardım :)
Bu arkadaşlar ek gelir peşinde koşan ya da gelecek için isimlerini duyurmaya çalışan üniversite öğrencileri olabilir ama, hadlerini de bilmeleri gerekir. Bu işi kabul etmemelilerdi.Ama tabiki asıl suçlu organizatörler.
Tekrar merhaba arkadaşlar,
Burada çevirmenleri (aslında çevirmen değil, Ankara Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı öğrencileriymiş) eleştiren arkadaşlara da hak veriyorum. Aslında bu işin bu kadar hafife alınmasıyla o çevirmenleride kastetmiştim.
Bir çevirmen her zaman kendi potansiyelini / kapasitesini bilmeli ve bunu karşısındakine de açık açık belirtmeli. Bunu anlamayan kişi zaten sana ve yaptığın işe saygı duymuyor demektir. Anlayan kişi ise zaten takdir ediyordur.
Sayfayı okumayan arkadaşlar için çevirmenin savunmasınıda eklemek istedim:
Kaynak: [Link entfernt]
Nihan Uzunoğlu: “Buyrun siz cüret edin, daha çok gülelim”
“Arkadaşlar her ağızdan olur olmaz üzücü sesler çıkıyor maalesef.
Bilinsin istiyorum ki bize ne metin verildi ne kimin geleceğini biliyorduk ne de basın mensuplarının varlığından haberdardık. Biz o ana kadar hiç bilgimiz olmayan konu üzerine 1,5 saat konuştuk ve son 15 dakika kala bu durum yaşandı.
Ayrıca bize sohbet havasında olacağı ve çok basit geçeceği söylenmişti çünkü kabul etmeden önce hukuk üzerine bilgimizin olmadığını açıkladık.
Fakat sürekli bizi aradılar ve ısrarla yapabileceğimizi söylediler. Demek istediğim şu ki her şekilde ispatlayabileceğim mailim de konuşmam da vardır.
Çünkü bize bir sempozyumdan, olayın ciddiyetinden, kameralardan kesinlikle haber verilmedi ve biz de tabii ki normal tercümanlık işi gibi düşündük yoksa böyle ciddi bir resmi işi yeminli tercüman olan kişiler bile geri çevirirken biz de kabul etmezdik.
Demek istediğim başka bir şey ise Savcı İngilizce bilmediğinden İtalyanca devam edilmek zorunda kaldı ve oraya gidildiğinde elinden gelen yapılmalıydı, ama yok diyorsanız ki ben daha iyi yapardım buyrun siz cüret edin daha çok gülelim.” (Yurt)
Kaynak: [Link entfernt]
Merhaba,
Bir kaç konuda itirazım olacak:
1) "...biz de tabii ki normal tercümanlık işi gibi düşündük..."
Yani anormal tercümanlık işi de var mı? Bu şu anlama gelir, daha basit görünen işleri amatörler yapabilir, idare edebilir, ucuz teklifler verilebilir...arada aracılar kazanır.
2) "yoksa böyle ciddi bir resmi işi yeminli tercüman olan kişiler bile geri çevirirken biz de kabul etmezdik"
Bunu söyleyen bir kişinin konferans çevirmenliği hakkında bilgi sahibi olmadığı açıktır çünkü konsekütif ve simültane çevirinin yeminli tercüman olmakla hiç bir ilgisi ve bağlantısı bulunmamaktadır.
3) ...ama yok diyorsanız ki ben daha iyi yapardım buyrun siz cüret edin daha çok gülelim.”
Bu da kanımca tuhaf bir yaklaşım, tabii ki bu işi gayet iyi yapan, yıllarını vermiş konferans tercümanları var. Burada yazdıklarım yazılı çeviri alanında da geçerlidir, boyutları çok daha yüksektir.
Sıkça buna benzer hikayelerin yaşandığını görüyor ve duyuyoruz, ancak tabii ki çoğu bu olayda olduğu gibi medyatik değer taşımıyor.
İyi akşamlar.
Merhaba,
O toy ve cahil çocuklar için zaten kimse hatasız demiyor. Onların da bu işte elbette hataları var, belli bir tecrübeye gelmeden böyle önemli işlere girmeleri elbette doğru değil.
Ama ben burada bu mesleğe profesyonelce bakmayan, amaçları ne olursa olsun ahlaksızca para kazanmak olan, gözlerini hırs bürümüş şirket, kişi hatta tercüme bürolarına dikkat çekmek istiyorum .
Selam
Pico
Arkadaşlar Merhaba
"Tercümanların" yetersizliğinden, bilgisizliğinden, organizatörün para hırsından vs. zaten hepiniz bahsettiniz ve yazılanlara da aynen katılıyorum. Ancak, tercüman bile olmayan dil tarih öğrencisi, bunu bilerek yine de böyle bir konuda bu arkadaşları görevlendiren organizatör suçlu da peki herhangi bir yeterlilik kanıtı aramadan en ucuz teklifi veren bir organizatöre işi ihale eden HSYK acaba tümüyle masum mu? Yoksa haketiklerini mi buldular?
Benim üzüldüğüm diğer bir nokta da, bu gencecik arkadaşların basın tarafından bu kadar rencide edilmesi. Tercümanları tüm Türkiye'ye servis etmekte sakınca görmeyen basın acaba organiztörün bilgilerine mi ulaşamadı da onların adı hiç geçmiyor, diye merak ediyor insan.
(Düzeltme: Çeviribilim'de bir yerde geçiyormuş: Parantez).
Selamlar
Herkese Merhaba,
Ben de, " Çeviri Krizi Değil, Bilgi ve Açıklık Krizi " başlığına değinmek istedim.
Güzel ve anlamlı bir başlık bence. Genç öğrenciler adına ben de üzüldüm, yeterince mahcup oldular.
Kim ister ki böyle bir duruma düşmek!
Bu gençlere pek fazla yüklenmek gelmiyor içimden. Sonuçta bunlar öğrenci ve böyle önemli bir göreve organizasyon
tarafından getirilmeleri/itilmeleri çok vahim.
Bu işi üstlemiş olan organizasyon tam bir "Missmanagement" gerçeğini sergiliyor burada bence.
Yukarıdaki başlığa değinirsek yeniden: eğitim sistemimiz, "ne iş olsa yaparım" zihniyeti, "kriz yönetimi" gibi konular çıkıyor karşımıza.
Kriz yönetiminde önemli olan, kriz anında krizi çözmekten ziyade doğabilecek krizi görebilmek ve önleyebilmektir.
Bu olayda krizi tetikleyecek olan ön koşullar hazırmış zaten.
Ne diyelim; yaşanan olaylardan ders çıkarmak umuduyla,
Selamlar
Nora
Ultima Ratio'nun tüm tespitlerine katılıyorum.
Herkes boyunun ölçüsünü bilmeli, ona göre hareket etmelidir. Yirmi küsür senelik deneyimimle ben bile bu tür işlere kalkışmazken, işi erbabına bırakırken, daha uçmayı bile öğrenmemiş yavru kuşların ağaçtan düşüp gururları incinerek "uf oldu" diye ağlamalarından utanç duydum, "oh olsun" dedim. Bırakın konferans çevirmenliğini, ardıl çeviriyi vs. bunların önlerine konan basit bir hukukî metni bile çeviremeyeceklerine adım gibi eminim. Ankara'daki iki üniversitenin dönem birincilerinin (İtalyanca, İspanyolca bölümleri) yaptığı çevirileri bizzat inceleme şerefine nail olmuş biri olarak söylüyorum bunu. Tutti rezaletti...
Aynen katılıyorum. Asıl sorun Türkiye'de dil eğitiminin genel olarak çok zayıf olması, hiç önem verilmemesi. Maalesef İngilizce eğitimi almış bir lise mezunu dahi iki düzgün cümle kurup konuşamıyor. Zaten yabancı dil deyince akla sadece İngilizce ve Almanca geliyor. Onun için İtalyanca, İspanyolca gibi diller "egzotik" sayılıyor. Okullarda kullanılan yabancı dil ders kitaplarında bile yanlış bilgiler olabiliyor. Bunu sadece o dili gerçekten bilen birisi anlar. Tüm ağırlık, fen ve matematik derslerine veriliyor. Çünkü meslek deyince akla sadece mühendis, doktor, hukukçu veya öğretmen geliyor. Diğer meslekler kaale alınmıyor bile. Uzun yıllar Almanya'da yaşamış ve tüm eğitim hayatını - üniversite dahil - orada tamamlamış birisi olarak şunu diyebilirim ki, Türkiye'deki öğrenciler gerçekten çok çalışkan, disiplinli ve çok saygılılar. Ömürleri dershane, okul servisi, okul ve evde geçiyor. Herkes olağanüstü bir performans bekliyor onlardan. Ezbere dayalı bir eğitimden sonra, 20-21 yaşlarında üniversiteyi bitiriyorlar (ki ben bu yaşta üniversiteye yeni başlamıştım) ve kurbanlık koyun gibi topluma salıveriliyorlar. Bu çocuklar nerede nasıl tecrübe edinecekler? Üzülüyorum, çünkü dünya çapında hak ettikleri yerde olamıyorlar.
iyi geceler
Merhaba fdilek,
en son yazdığın düşüncelerine katılmakla beraber, aslında herkesin farkında olduğu bir hususu ön plana çıkarma gereğini hissettim. Çevirmenlik mesleği (hem yazılı hem sözlü) toplumda öyle binlerce kişinin yerine getireceği bir meslek değildir; çok genç yaşlardan itibaren edinilmesi gereken bilgi ve yetenekler vardır. Farklı üniversitelerin mütercim-tercümanlık bölümlerine giren öğrencilerin yabancı dil seviyesi çok üst düzeyde, ancak 4-5 yıllık bir eğitim dahi bu meslek için çok yeterli değildir, yıllara dayanan çalışma, deneyim ve sabır süreci gerekmektedir. Bir de tabii piyasada iş yapabilmek için biraz şanslı ve çok azimli olmak gerekir; doğru (deneyimli) kişilerle çalışmak önem taşır. Kendimden bir örneği eklemek isterim; yıllarca ve yüzlerce hukuk toplantılarında görev yaptım, daha iki gün önce, Almancada çok basit görünen, Türkçe karşılıkları da hemen herkes tarafından bilinen üç kavramın, Türkçe hukuk dilinde başka, hiç tanımadık bir tarzda da kullanıldığını gördügümde, açıkçası tüylerim diken diken oldu, âdeta dehşete düştüm. Büyük bir olasılıkla bu kavramları hukukçuların çoğu bilmezdir diye de düşünmeden edemiyorum. Biraz da istatistiklerden bazı verileri paylaşmak isterim: Türkiye'de öğrencilerin yaklaşık %4'ü özel okullara gitmekte ve dolayısıyla yabancı dil seviyeleri ortalamanın çok üstündedir. Almanya'da ise toplumun sadece yaklaşık %10'u yurtdışında bir konferansı İngilizce olarak takip edebilme ve konuşma, sunum yapabilecek durumdadır.
Bu arada dün meslektaşlarımızla önemli bir hususu da tespit ettik. Bu tür olaylar (kötü, eksik, vasat çeviri) aslında sıkça yaşanıyor, ancak bir şekilde idare ediliyor ve tesadüfen medyaya malzeme olmuyor.
İyi hafta sonları dilerim...
Hallo ihr Lieben,
Ich denke, man könnte stundenlang über dieses Thema diskutieren. Generell teilen wir alle die gleichen Ansichten.
Ich weiß nicht, wieviele von euch diese Arbeit in der Türkei ausüben. Diejenigen, die in der Türkei arbeiten oder gearbeitet haben, wissen doch, dass das eigentliche Problem darin liegt, dass der Übersetzungssektor in erster Linie in der Hand der Notare liegt, die diesen Tatbestand zum Teil gründlich ausnutzen. Solange es möglich ist, alleine mit der Übersetzung eines grottenschlechten Hauptschulzeugnisses (mind. eine Fünf sonst nur Vieren) nachzuweisen, dass man Deutsch “beherrscht” und man sich damit den Titel eines “yeminli tercüman” erwerben kann, so lange wird niemand diesen Beruf ernst nehmen (können). Wenn jemand Russisch übersetzen darf, nur weil er/sie einen Russischkurs besucht hat, sind doch diejenigen, die Sprachen studieren und sich den Kopf zerbrechen eigentlich “dämlich” (mich eingeschlossen), oder…?
Vermisstenanzeige:
Lieber Jon, wenn Du diese Zeilen liest, bitte melde Dich wieder. Ohne Dich, macht dieses Forum nur halb so viel Spaß…:(
[Link entfernt]
'dan alıntıdır
“Çevirmenin Gözyaşları Üzerine”
Sizin de yaptığınız iş mi?
Başka biri fikir üretsin, siz ancak onun papağanı gibi, dizinin dibinde oturup söylediklerini tekrar edin.
Her dil bilen yapabilir, başka vasıflarınız varsa ondan haber verin.
Bakın, yaşıtlarınız hem dil biliyor hem de doğru düzgün bir meslek ediniyor.
Geleceksiniz, bir iki saat konuşup gideceksiniz. Bu kadar paraya ev mi alıyoruz?
Hepsini çevirmenize lüzum yok, ana fikri verseniz yeter.
Maliyeti asgaride tutmamız lazım, bir tek sizi işe alabiliriz, 8 saat idare ediverin canım.
***
Gülmeyin, hepsi gerçek! Öğrenci olsun, yeni mezun olsun tüm tercüman adaylarının her iş öncesi karşılaştığı yaklaşımlar bunlar. Bilmemelerinden, bildirmememizden kaynaklanan, acınası ama bir o kadar da gülünç bakış açıları. Mesleğimizin geldiği, getirildiği noktadır bu. Bir konferans düzenlenir, konuşmacılar çağırılır, mekân ayarlanır. Kahve molaları, ulaşım, afişler, tanıtım, her şey tamamdır. Bir de tercüman gerekir. Meze olarak yani. Hoşluk olsun, bak bunu da düşünmüşler denilsin.
Tercümana ışıkçıdan, teknikerden çok para vermemek, mümkünse gencinden, acemisinden ama yeteneklisinden bir tane seçmek işin şanındandır. Cır cır başının etini yiyen birine çatıldıysa hele, organizatörün vay haline. Yok sunumların bir kopyasını alabilir miyiz, yok terminoloji desteği verecek misiniz, yok efendim konuşmacılarla önceden tanışabilir miyiz, konu hakkında basılı doküman var mıdır… Dert sahibi ederler adamı. Konferans arifesi bir de tercüman kaprisi ile uğraşılacak değil ya.
Büyük gün gelir çatar. Tercüman olan kişi; yetkinliği, insan ilişkileri, aktarım gücü ile konferansın başarısının, abartısız, en büyük sebebidir. Yüzler aktır. Organizatör tebrikleri kabul eder, mutlu mesut evine gider.
Büyük gün gelir çatar. Tercüman olarak işe alınan kişi, konferans konusunda uzmanlık sahibi olmadan, hasbelkader bu iş teklifini kabul eder; etmez olaymışım diyerek, konuşmacıyı, dinleyenleri yüzüstü bırakır. 8’de 8 suçlu bulunur. Rezil olduğuna yansın mı, o zor şartlarda elinden geleni yaptığı için gururlansın mı bilemez. Organizatör herkes gibi onu ayıplar, mutlu mesut evine gider.
Bizim de yaptığımız iş mi? Bakın, her dil bilen tercüman olabiliyor. Her dil bilen, tercüman olarak işe alınabiliyor. Tercüman tecrübeli miymiş, yeterince bilgi edinebilmiş mi, bu toplantıya bu tercüman uygun mudur diye düşünmeye ne gerek var. Nasılsa asıl kişi konuşacak, dil bilen papağan gibi onu tekrar edecek. Çocuk oyuncağı. Oyun gibi bir şey.
Geçtiğimiz günlerde yaşanan İtalyanca çeviri krizi, çeviri konusuna hayli sığ baktığımızın kanıtıdır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Türkiye Adalet Akademisi tarafından, özel yetkili hâkim ve savcılar için düzenlenen eğitim seminerine, İtalyan savcı Felice Casson, hâkim ve savcılara deneyimlerini aktarmak için çağırılmıştı. Ancak hukuk alanında uzman olmakla uzaktan yakından alakası olmayan iki genç ‘tercüman’ eğitimi mümkün kılmak yerine, çeviri işini ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Nasıl ki kapsamlı bir kalp ameliyatı çiçeği burnunda, -kardiyolog olmayan- doktorlara emanet edilemez; uluslararası bir toplantıya da hukuk alanında uzmanlaşmamış, halen öğrenci olan tercümanlar çağrılamaz. Hele ki çeviri bölümünde okumamış, çeviri olgusunu bir şekilde ‘açıktan’ edinmiş, tecrübesiz ve kriz yönetiminde acemi tercümanlara güvenilip bu denli mühim bir konferans geçiştirilemez. Tercümanlık yapmaya çalışan arkadaşlara yüklenmek yanlış olduğu kadar kolaya kaçmaktır da. Sorunun en temelinde çeviriyi basite indirgemek ve tercümanın uzmanlığını, saygınlığını önemsememek vardır.
Çeviri uzmanlığı, dil bilmenin çok ötesindedir. Uzman tercüman, iletişim uzmanı gibi davranan, çevireceği konu hakkında kapsamlı araştırma yaparak bilgi edinen kişidir. Uzman tercüman kendisinin anlamadığı bir konuyu karşı tarafa aktaramayacağının farkındadır. Uzman tercüman işinin sorumluluğunu alır ve yaptığı işin arkasında durur. Bütün bu nosyon ve farkındalıklar, mütercim-tercümanlık öğrencileri olarak aldığımız eğitimin bir parçasıdır. Umarım yaşanan bu aksilik -ki aksilik kelimesi konuşmacılar ve konuklar karşısındaki mahcubiyeti karşılamaz- çeviriye ve uzman tercümanlara olan ihtiyacı herkese hatırlatıp yeni ‘aksilikler’ yaşanmaması için bir nasihatten efdal bir musibet olabilmiştir.
Her mesleğin hakkıyla yapılabilmesi dileğiyle…
Marmara Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık Son Sınıf Öğrencileri adına
Seda ALTIPARMAK
Im Forum mitdiskutieren → Antworten, Danke-Klicks und eigene Beiträge gibt es in der DasSözlük-App.