"Alman Ali fuarda..."

Rubrik: Übersetzer-Café / Serbest Kürsü · 1 Beitrag ·

Nora

Alman Ali fuarda
Habib Bektaş

Ben diyecektim Frankfurt Kitap Fuarı bu sene nasıl olmuş. Fuar çok kalabalık geliyor. Ama hep Türk geliyor
Sayın bayanlar ve baylar, önce kendimi tanıtım etmek istiyorum. Benin baba türkmüş. Benim anneyi Doyçland’da tanımış. Ama çok yakın tanıdık olunca ben olmuşum. Benim adım onun için Ali oldu. Belki ben başka bir isim istedim. Bana soramaz ki benim baba, çünkü ben o zaman iki kilo bir de üçyüz grammış. Halbukim ben isterdim adım olsun Helmut.
Ama Ali olmak da iyidir. Neden iyidir söyleyecem. İyilik şundan: ben gidiyorum derneklere, türk dükkanlara, adım Ali diyorum; o zaman türkler çok seviyor beni. Diyor maşallah. Hele elhamdüllah dedim mi, ya da allah’a şükür, o zaman her yerde çay ısmarlıyor hepsi türkler bana.
Bazen meyhanede oldum mu, bira da. Hele Atatürk dedim mi, o zaman “rakı yakışır” diyor onlar.
Almanların yanında, Ali deyince almanlar “bravo bravo” diyorlar; “dilimizi çok güzel konuşuyor sen.” Ben de onlara diyorum “sen de güzel konuşuyor”.
Ben özür dilerim. Ben diyecektim Frankfurt Kitap Fuarı bu sene nasıl olmuş. Ama başladım demeye hayat hikayesi. Böyle olmaz. Çok özür. Ama söylemek isterim benim baba ne oldu: benim baba yok oldu. Siz Türkler diyorsunuz “toz oldu”. Bir şey oldu, ama yok oldu. Benim anne onu unuttu. Şimdi gelelim Frankfurt kitap fuarı.
Bayanlar ve baylar, benim işim, yani benim meslek, panayırlarda atlı karınca filan oluyor işte, onları kurmak ve çözmek. Yani ben dünyayı gezdim, gezeceğim. İstanbula da gittim. Gittim noldu? Başıma çok şey oldu.
Özür dilerim o öyle demezler, doğrulturum: başıma çok şey geldi!
Ben her yerde, yani dünyada o gün çalışır, o gün kazanır, o gün de içerim. Çünkü şarap çok güze! Ben bira sevmem. Ama rakı çok severim. İşte bayanlar ve baylar, ben bundan üç ay önce İstanbul’a geldim bir kere. Orada geziyorum. Ama İstanbul çok büyük, nerede geziyorum, şerefsizim bilmiyorum ben, ama allah şahit. “Allah şahit olsun, şerefsizim, siktir len, parçalarım, yaylan, Türkiye’yi nasıl kurtarcez...” böyle şeyler çok çabuk öğrendim İstanbul’da. İşte o İstanbul’da geziyorum. Beni bir adam böyle çağırdı:
- Bak bure!
Ben ‘bak bure’ bilmiyorum. Ama ‘bak burda’ biliyorum. Orası Nevizade diye bir yerdi. Orada meyhaneden başka hiç şey yoktu. Cami de yoktu. Olsaydi meyhane olmazdı diye düşündüm. O adam kim, işte beni çağırdı orada.
Dedi ki ‘sen kimsin?’. Ben de almanca konuştum. Çünkü çok sarhoş olunca türkçe konuşmak istersem dilim büyük oluyor azımda.

devamı için tıklayınız :)
[Link entfernt]

Im Forum mitdiskutieren → Antworten, Danke-Klicks und eigene Beiträge gibt es in der DasSözlük-App.

Passende Einträge im Wörterbuch

Weitere Themen zu diesen Wörtern